♥♥♥♥ TÜM GÖNÜL DOSTLARIMIZIN, BLOG SAYFALARINDAN YEMEK VE GEZİ PAYLAŞIMININ VEFALI ARKADAŞLARIMIZIN, MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINI KUTLUYOR, SAĞLIK SIHHAT BİRLİK DİRLİK ESENLİK İÇİNDE DAHA NİCELERİNE SEVENLERİ VE SEVDİKLERİ İLE ULAŞMALARINI DİLİYORUZ... ♥♥♥♥

SEYYAH & SOFRAM...

17 Ocak 2008 Perşembe

İnebolu Şerife Bacı Anıtı

İnebolu Şerife Bacı Anıtı





Ana yoldan şehre girdiğimizde yolun sağ tarafında gördüğümüz küçük bir alan düzenlenerek Şerife Bacı anıtı yerleştirilerek düzenleme yapılmış.


O zamanki şartlarda herkes bu ülkenin kurtuluşu için ağır aksak ta olsa, sırtlarında da olsa mermi, cephane ve erzak taşıyarak elinden geleninde ötesinde çaba harcamış. Zaman geçtikçe günümüz şartlarında hayat meşgaleleri ve diğer toplumu oyalayacak konularla gündem sürekli meşgul edilerek geçmişe gereken önemi vermemeye başladık.


Ama geçmişi unutmak demek geleceği de kaybetmek demektir. Bu ve benzeri anıt yapılar hiç olmazsa görenlere geçerken hatırlatması açısında yararlı olmaktadır.


Bunları sadece anıt olarak düşünmemeli, geçmişten günümüze geçilen tarihi zamanı takdir etmeli, emeği geçenleri hayırla yad etmeli, Ata’mıza, silah arkadaşlarına ve isimsiz nice vatan evladına birer dua yollamayı unutmamalıyız.


15 Ocak 2008 Salı

İnebolu Türk Ocağı

İnebolu Türk Ocağı





Kastamonu’dan sabah erken çıkıp Kasaba köyünde Mahmutbey camiini de ziyaret ettikten sonra Küre üzerinden İnebolu’ya yollandık. Şerife Bacı anıtını ziyaret ettikten sonra sağa dönerek yola devam ederken, yol üzerinde Türk Ocağı binası ile önünde Atatürk anıt heykelini gördük. Taş yığma bina 3 katlı olarak yapılmış, Kastamonu ve İnebolu’da öğrenim gören gençlerin okul ve cep harçlıklarını kendi aralarında toplayarak yaptırdıkları tarihi bina uzun yıllar bölgedeki en önemli kültür merkezi olma özelliğini sürdürmüş, aynı zamanda Atatürk'ün İnebolu'da şapka devrimi konuşmasını yaptığı binadır. 2006 yılında restore edilmiş.

Önünden merdivenle yukarı doğru çıkıp alt katta ayaklarımıza galoşları giyip bir üst kata çıktık.

Bizleri karşılayan Sayın Nurhayat Ergün hanımefendi bizlere yakın ilgi gösterdi. Türk ocağının geçmişini ve bugüne nasıl gelebildiği hakkında kısa ama detaylı bir bilgi sunduktan sonra İnebolu hakkında Kurtuluş Savaşı’ndan bu güne geçen süresi ile ilgili bilgiler verdiler.

Bizler verdikleri bilgilerden daha da bilgilendik ve memnun olduk, kendisine buradan selam ve teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Ve eğer gene yolunuz düşerse uğranılması gereken yerler arasına muhakkak ekleyin deriz.

11 Ocak 2008 Cuma

Vilayet önü ve Şerife Bacı Anıtı

Vilayet önü ve Şerife Bacı Anıtı





Şehri gezmemiz sırasında vilayet önünde park alanına arabamızı park ederek o civardaki anıtsal, tarihi ve kültürel yerleri dolaşmaya başladık. Zaten ilk göze çarpan vilayet binasının kendine has geçmişin çizgilerini günümüze taşıyan yapısı…
Çevresindeki 19. yüzyıl anıtsal kamu yapılarıyla birlikte, alt katında kent müzesi, sol tarafında askeri dinlenme binası, sağ tarafında aşağıya doğru yürünüldüğünde Kastamonu Üniversitesi tabelasını taşıyan bir bina ile geçmişe ait bir panorama oluşturan Hükümet Konağı 1902 yılında ulusal mimari akımının kurucusu Mimar Sayın Vedat Tek tarafından yapılmış.
Zemin üstüne iki kat olarak yapılan bina, stil açısından batı klasizmi ile dış duvar süslemeleri ve pencere şekillerindeki Osmanlı oryantalizminin bir birleşimini taşımaktadır.
Yapı 102 senedir hem işlevini değiştirmeden hem de ciddi bir anlamda bir yenileme geçirmeksizin günümüzde Kastamonu'nun yaşayan sembollerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.
Gene vilayet binasının ön kısmında ana yola kadar olan mesafede yeniden düzenleme yapılmış, burasına Şerife bacı anıtı ile çiçeklerle bezenmiş bir park anıt yapılmış.
Bu anıt park içinde Kastamonu şehitlerinin isimlerinin plaketlerinin yer aldığı ağaç figürü şeklinde bir de anı duvarı yapılmış. Burada da hem onların hem de bu ülkeyi bizlere emanet eden şehit ve gazilerimize birer dua ederek minnet, şükran ve hayırla andık...

8 Ocak 2008 Salı

Kastamonu Mahmut bey camii

Kastamonu Mahmut bey camii










İl Merkezine 18 km mesafedeki Daday yolu üzerinde Kasaba Köyünde bulunan 14. yüzyıldan kalma Mahmut Bey Camii ahşap işçiliğin en güzel örneklerinden biridir. Ana yoldan ayrılıp köy yoluna saptık bir iki kere yolu sorarak camiyi bulduk. Köy içinde yol toprak ama sert yapıda. Kitabesinde 1366 yılında Candaroğlu hükümdarı Emir Mahmut Bey tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.


Giriş kapısının üstünde yer alan, küçük mermer üzerine oyulmuş Arapça kitabeden merhum Adil Bey oğlu büyük emir Mahmut Bey’in, hicri 768 (miladi 1366) senesi Ramazan ayında, caminin yapımını emrettiği öğrenilmektedir.


Moloz yığma taş duvarların çerçevelediği caminin ana girişinde bulunan ahşap oyma kapı ve işçiliği çok nadir bir örnek. Aslı etnoğrafya müzesinde bulunan bu kapı seyredilmeye doyulmuyor.


Kapının marangozluğunda kullanıla teknik, üzerindeki süslerde yer alan motifler ile girift yazılar, kapıyı inşa eden ustanın, Kastamonu şehrindeki İbn-i Neccar Camii kapısını inşa eden usta olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmeyen, ancak yaptığı işlerde yer alan tarihlerden, 1350-1367 yılları arasında yaşadığı kesin olarak belirlenen Nakkaş Mahmut oğlu Abdullah, İbn-i Neccar Camii kapısı ile Mahmut Bey Camii kapısını yaptığı tahmin edilen, XIV. Yüzyılda yaşamış, Ankara’lı büyük Ahşap ustalarından biridir. Üzerinde yazı bulunmayan ve pek az parçası kalmış olan minberin de aynı ustanın eseri olduğu tahmin edilebilir


Gerek ana kirişler ve de gerekse tali kirişler ile bindirmelerin alt köşeleri pahlanmış, kirişlerin ortalarına kabartma motifler işlenmiş, ana kirişlerin iki yanları çıtalar, pervazlar ile süslenmiş, tavan kaplamasını oluşturan kalasların kenarları yıldız şeklinde oyulmuştur. Ahşap yapı sanatının bir şaheserini oluşturan bu yapısal elemanlar ile bu elemanların üstünü örten çeşitli tonlarda kırmızılar, çividi ve havai maviler, altın rengi ve daha kirli tonlardaki sarılar, beyaz ve siyah renklerin kullanıldığı nakışlar, Mahmut Bey Camiinde son derece zengin bir iç mekan oluşturmaktadır.

Cami içinde ahşap tavan ile iki katlı mahfelerdeki ahşap işçiliğinin yanında kök boyalardan yapılmış olan doğal boyamalar tüm bezemelerde ve çizimlerde hala yaşamaktadır. Resimlerde görebileceğinizden çok daha renkli ve albenili olduğuna inanın… Tüm cami 4 ana direk üzerine oturtulmuş, altında da gene enlemesine yerleştirilmiş kalın tahtalarla desteklenen çatı ile kaplanmış. Köşelerden üst üste desteklenen dikmelerle mahfiller çok güzel bir estetik görünümle sizleri karşılıyor. İçeride sekiz metre yüksekliğinde dört adet ağaç sütun vardır. Ağaç sütun başlıkları da korint üslubu denilen teknik ile süslenmiştir.

Mihrap alçı olup geometrik ve nebati motiflerle süslüdür. İki yanında taştan hareketli kontrol sütunları vardır.


Ahşap minberinden, döneminden yalnız eski taç kısmı kalmıştır. Diğer bölümlerinin sonradan yapıldığı malzeme ve işçilik yönünden kendini göstermektedir. Bir özellik taşımamaktadır.


Mahmut Bey Camiinde müezzinler mahfilinden başka, birbiri üzerinde iki mahfil daha vardır. Birincisi cami girişinin üstünde, camii iki uzun beden duvarı arasında enlemesine geçen ve sahından karşılıklı iki merdiven ile çıkılan mahfil. Bunun üstünde, birinci mahfilden çıkılan ve cami uzun aksının iki yanında, simetrik iki bölüm halinde (ortası boş) yer alan üst mahfil. Müezzinler mahfili ise cami batı duvarı tarafında sahın ile birinci mahfil arasında kalan seviyede, seviyede minbere doğru çıkıntı yapmış, küçük bir alandır.


Caminin ahşap işli, sanat şaheseri kapısı 1977 yılında hırsızlıkla çalınması sonucu bulunduktan sonra Kastamonu’da Liva Paşa konağı Etnografya Müzesi’nde teşhire konulmuştur.


Dış mimari ifadesi ile sade bir görünüme sahip olan bu küçük caminin önemi, cami iç mekanında görülen ahşap işçiliği ve süsleme sanatının bir şaheseri olmasındandır. Anadolu’da, sayıları pek az olan ahşap direkli, Selçuk dönemi camilerinden biridir.


Bizler dolaşarak gezmeye doyamadık her bir köşesi ayrı bir güzel ve ince teknik hesapla yapılmış olan bu camii eğer yolunuz düşerse muhakkak görmenizi öneriyoruz. Bizler gittiğimizde yeniden yapılanma ve yenilenme çalışmaları vardı umarız sizler gittiğinizde bitmiş olur.

6 Ocak 2008 Pazar

Kastamonu Nasrullah Kadı Camisi

Kastamonu Nasrullah Kadı Camisi







Kastamonu adı ile bütünleşen, Kastamonu´ nun en başta gelen simgelerinden birisi olan Nasrullah Camii; Türk´ ün yeniden diriliş destanın yazıldığı Kurtuluş Mücadelesi esnasında da Mehmet Akif Ersoy´ un duvarlarında yankılanan sedasıyla, Kastamonu insanın kahramanlığına ortak olma onurunu da yaşamış ender eserler arasında yer almıştır





II. Beyazıt döneminde 1506 yılında 1506 yılında zamanın kadısı Nasrullah Kadı tarafından inşa edilen caminin üzerini örten dokuz adet kubbe, altı tane her kenarı 160 cm olan kare şekilli dört köşe paye üzerinde duran kemerlere bindirilmiştir. Caminin iç duvarlarını rengarenk süsleyen esma - ül Hüsna, hülefa - i raşidin ve aşere- i mübeşşere yazıları ihtişamın yanına zerafeti, heybetin yanına inceliği nakşetmiştir. Yazıların büyük çoğunluğu Kastamonu` nun değerli hattatlarından Ahmet Şevki Efendi` nin kalemine yansıyan sanatın eseridir. Cami, kubbe gövdesinde bulunanlar da dahil 40 adet pencere ile ışık almaktadır. Kuzey - batı köşesinde bulunan tek şerefeli minarenin tamamı kesme taştan yapılmıştır.





Caminin banisi olan Nasrullah Kadı, Karamanlı müderris Yakup Efendi` nin oğludur. Kadı ve müderristir. İstanbul` un değişik medreselerinde müderrislik, Diyarbakır, Manisa ve Belgrad diyarlarında da kadılık yapmıştır. Gelibolu’nun şehir köyü beldesi kendisine arpalık olarak verilmiştir.




Hemen caminin yanında bir tablo güzelliğiyle endamını sergileyen şadırvan da cami ile aynı tarihte inşa edilmiştir.





(EĞER FİLMİ SEYREDEMEZSENİZ...)

gittiklerim (blogcu'da)

4 Ocak 2008 Cuma

Şu Çılgın Türkler

Şu Çılgın Türkler

Birçoğumuzun bildiği gibi, Sayın Turgut Özakman’ın eseri olan ‘’Şu Çılgın Türkler’’ kitabından, izni ile alıntılanmış olan tiyatroya uyarlanmış olan gösteri için Sevgili aile dostumuz Behçet Bey’den davet aldık.
Ben genelde hafta arası gece program yapmam, zira zaten hastaneden oldukça yorgun geldiğim için, ertesi güne dinlenmiş başlamak isterim. Ama davet büyük yerden (!) gelince bir de severek okuduğumuz bir eserin gösterisi olunca, üstüne üstlük birçok kişinin amatörce alın teri ve emeği ile sahnelenmiş olması da eklenince, kuralı bozdum.
İyi ki de bozmuşum, güzel ve değerli bir gösteriyi izleme fırsatımız ve şansımız oldu.

Bu eserin gösterime girmesi, Samsun Sanat Tiyatrosu tarafından, sayın Yaşar Gündem’in bir yakın arkadaşı ile (Syn. İhsan Bengier ile) Sayın Özakman’dan müsaade alması ile başlıyor. 35 kişilik kadro, Deniz Güngörmüş (Neco düğün salonları sahibi), Gazi Belediyesi Başkanı ve kültür müdürü, Samsun Büyük şehir Belediyesi başkanı, tüm okullar ve isimsiz birçok insanın katkısı ile sergileniyor…






Bizler çok şükür kitapta yazılan birçok yeri görme şansına ulaştık. En son Ankara Polatlı’da Zafer tepe’yi de gördük. Hem de güzel bir 30 Ağustos günü… Ama ne yazık ki sadece bizim ailemiz vardı. Oradaki görevli ile uzun uzun sohbetimiz oldu. Kızlarımızın yönelttikleri soruları, bildiklerini anlatması da hoşuna gidince çok zevkli anlar yaşadık. Kurtuluş Savaşımızın nerelere kadar dayandığını görmek, hangi şartlar altında nasıl mücadele verildiğini görmek, o anları yaşamaya çalışmak ve o kahraman şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anma fırsatımız oldu. O gün dolaşabildiğimiz kadar çok yeri dolaştık, okumuş olduğumuz kitaplardan edindiğimiz bilgileri yerinde görmüş olduk.
Bütün bunların aktarılabilenlerini seyretmek ayrı zevk oldu. Hatıralar canlandı, bilgiler tazelendi.

Öncelikle okumadı iseniz ‘’Şu Çılgın Türkler’’i okumanızı, gitmedi iseniz Kurtuluş Savaşı’nın geçtiği yerlere gidebilmenizi, oralardaki havayı koklamanızı ve türlü zorluk ve aksaklıklara rağmen verilen ölümüne mücadelenin amacını anlama ve kavrama üzerine bir kere daha düşünmenizi… rica edebilir miyim?....
Verilen kitapçıktan bir cümle ile bitireyim:
‘’Cumhuriyetimiz bu mücadelelerin ürünü… O dönem bilinmeden bugünü okuyamayız… yarını göremeyiz…’’

1 Ocak 2008 Salı

Bir Yeni yıl daha....





Yaşamımızdan bir yılı daha geri dönülemeyecek zamana gönderiyoruz, dipsiz sonsuzluğun koskocaman yüklüğüne yolculuyoruz. Zaman denen sürecin gidişatına dur diyebilmek, durdurabilmek hayalen dahi olsa başarabileceğimiz bir durum değil…



Ama zamanı yaşamak elimizde. Zaten geçmiş geri gelmiyor, gelecek belirsiz, sadece o an var, ne o anın geçmişi, ne de o anın geleceği…. sadece o an…



Yaşanmış ve yaşanacak zaman denen kavram, hem insanlar, hem de toplumlar için hızla akıp gidiyor, geç kalınmışlığın üzüntüleri, arzu edipte yapılamayanlar veya davranış, söz hareket olarak ta yapılıp, sonra duyulan pişmanlıklar fayda etmiyor.



İnancımız ne olursa olsun, hayatın insanlığa, insan uğruna ve insanlık uğruna harcanmayan kısımları yaşanmamış kısımlarıdır. Her yeni yılda herkes bir umudun sevincini sıcaklığını yaşamayı arzu eder, bu nedenle eski yılın kötülükleri alıp götüreceğine ve yeni yılın iyilikleri getireceğine inanmak ister. Bu istekle yaşama hayata biraz daha fazla yaklaşır tutunmaya gayret edilir. Yaşananların bir daha yaşanmaması onu yerine güzelliklerin yer alması arzu edilir.



İşte her yeni bir zamanın döngüsünde; ister yılbaşı, ister bir yıl dönümü, ister bir yeni başlangıç, hep daha yeni bir arzu ve istekle başlanır.



2008 yılında yine hep beraber olalım. Mutlu olun, sağlıklı olun, sevdiklerinizle olun…



Ve Yılbaşı... Yaşandı ve bitti…



Artık ne anlamı var?



Ve bana internetten gelen ve beğendiğim bir yazı ile bitireyim:



‘’ Merhaba yeni yıl



Senin de söyleyeceklerin vardır göreceğiz bakalım



Neler koyacaksın soframıza göreceğiz



Ve ne koyacaksan belli ki onu yiyeceğiz



Hoş geldin… ‘’