SEYYAH & SOFRAM...
16 Şubat 2008 Cumartesi
Sürmene de bir çay fabrikası
Bizleri yemyeşil çay bahçeleri arasında Karadeniz manzaralı evlerinde misafir eden Davut Bey’ler aynı zamanda da bizlere rehberlik yapıp etrafı dolaşmamızda çok yardımcı oldu.
Ayder yaylası ve Uzungöl gezilerinden sonra da bizleri Çaykara yolu üzerinde bulunan bir çay fabrikasına da götürdü. Yol üzerinde de birçok bilinen genel anlamda yerel ve ülke çapındaki çay fabrikalarını da gördük. Buralara kısa ziyaretler yapıp çay da alabiliyormuşsunuz.
İlk girişte kendi ve diğer markalarla ürettikleri paketlenmiş çayları sergiledikleri bir pano vardı. Panonun yan tarafına da yörenin kullanılan kumaşlarında yapılmış şal, örtü ve sepetlerle bir köşe hazırlamışlar.
Kamyonlarla taşınan taze yeşil çaylar boşaltılarak yürüyen bantlarla içeriye eleklere gidiyor orada hemen kesilmelere başlıyor. Daha sonra tekrar yürüyen bantlarla yüksek derecede ısıveren fırın içinden geçerek pişiyorlar, oldukça uzun olan bantta fırın çıkışından sonra soğumaya bırakılıyor. Soğumaya başlayan çaylar bir başka bantlarla farklı eleklerden geçerek ayrıma tabi tutuluyor. Bu arada da eleklenmiş çaylar saplarından da ayrılabilmesi için tekrar eleklere yollanıyor. Orada içinde kalan çaylardan ayıklanan sapları bir alt kata yollanıyor, ikinci bir defa daha elekten geçen sapların içinde kalan ince çay tanelerinden ayıklanıyor bunları da diğer bir kısım çaylarla karıştırıp Harman çayı elde ediliyormuş. Geri kalan saplar çuvallanıyor ve daha sonra da gübre olarak kullanılıyormuş.
İlk eleklerden geçen çaylar paketleme bölümüne gidiyor burada çayların yaprak ve kalitesine göre çeşitlendirilerek paketleniyor. Bir kısımları da poşet çay makinesine gidiyor orada poşetlenip demleme çay paketleri haline getiriliyor.
Arka kısmında da oldukça büyük ve hacimli bir ısıtma fırını vardı. Orada da otomatik olarak alınan kömürler fırını ısıtıp, suyu buhar haline getirip yalıtımlı borularla fabrikaya verilip çayların ısıtılması ve pişirilmesinde kullanılıyordu.
Fabrikayı gezip bahçeye çıktığımızda da bizi bir sürpriz bekliyordu. Yeni mahsul çayların ilk yapraklarından yapılmış hediyelik çaylardan bir koli hazırlayıp bagaja yerleştirmişlerdi.
Öncelikle burayı dolaşmamızı sağlayan Davut Terzioğlu beye, fabrika içini gezmemize izin veren Sürçaysan Md.Kenan beye, dolaşmamız esnasında bizi bilgilendiren Sayın Yaşar Genç beye içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu vesile ile içtiğimiz çayların toplanmasından sonra fabrika işlemleri hakkında da bilgilenmiş olduk…
Şimdi sıra demlenmiş çayımızdan yudumlayarak bu bilgileri paylaşmaya ve seyretmeye geldi…
Afiyetler olsun …
14 Şubat 2008 Perşembe
Sürmene, eski bir ev…
Bu gezimiz sırasında birçok ilçede beklediğimiz aksine geçmişi günümüze yansıtabilen evlerden örnekleri bulup görmekte zorlandık. Çoğunun yerlerine beton binalar dikilmiş, gene birçoğu çirkinlik örneği…
Kimse hemen kızmasın lütfen…
Eski evler yıkılmış veya kendilerine ait arsa ya da tarlaların ortasına betonlar dökülerek çoklu katlı binalar dikilmiş, alt birkaç katın tuğlaları örülmüş, sadece oturulan katın pencereleri yaptırılmış, evin içi ve balkon boyanmış geri kalan yerler açık, çatısız, katların gerisinde tuğla dahi örülmemiş, örülen kat veya katların tuğlalarına sıvalar yapılmamış… Şimdi bir de Karadeniz oto yolu da yapılınca, yol eskiye göre kot alarak nispeten yükselmiş, daha önce görülmeyen birçok yer görülmeye başlanmış. Bu da daha önceden gözden kaçanlar şimdi göze batmaya başlamış.
Akşamüzeri dönüş yolu üzerinde oto yoldan Sürmene yanından geçerken yol cepheli gördüğümüz binayı görünce hemen çekmeye başladık.
Ev tipik yandan girişli, pencereleri simetrik ve ölçüleri benzer ya da aynı, sabit üst pencerelerde yukarı doğru sürgülü kayan pencereler, tahta iskelet arasına doldurulmuş küçük taş, toprak ve saman karışımı, üzeri ince bir sıva örülmüş, standart kare çatısı, pencerelerin üst kısmının ince usta işçiliği, ön kısmına yapılmış genelde yaşam (hayat) odasından dışarıyı daha rahat görüp seyredebilmek için çıkıntılı yapı…
Perdeleri olmasına rağmen pek yaşam belirtisi vermeyen bir görüntüsü vardı…
Aslında bu ve benzeri yapıları korumak sadece kişilerin değil toplumun ve toplum adına hizmet etme durumunda olan yerel yönetimlerin de katkısı ile olacaktır ki bunu birçok yerleşim yerinde görebiliyoruz, artık… Böylelikle geçmişi günüme aktarıp yansıtabilmek, günümüz insanlarının da geçmiş yaşam kültürünün bir mirasını görme şansı olacaktır.
12 Şubat 2008 Salı
Uzungöl pano kilimler
Yolumuza devam edip dolaşırken resimlerden görüp hatırlayacağınız köprü yanında hediyelik eşyalar satan dükkânlardan birinin önünde kilim panoları sergilediğini gördük. Hepsi bir arada olunca sanki resim sergisi gibi olmuştu, işte o görüntüler…
10 Şubat 2008 Pazar
Uzungöl
Uzungöl’e çıkarken yolun bir kısmı bir önceki hafta yağan şiddetli yağmurlardan dolayı sele gitmişti o nedenle yolun bir kısmı toprak… Yolun hemen yanında akan dere ve şelale bize eşlik etti. Bir tanesini çekmeden duramadım, altında da küçük kızımızı da çektik ki şelalenin boyu hakkında bir bilginiz olsun !...
Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların 1760'da meydana gelen heyelan sonucu Solaklı deresinin önüne set oluşmasıyla ortaya çıkan, çam ağaçlarıyla gelin gibi süslenmiş olan göl, "Uzungöl" olarak biliniyor ve çevreye de aynı ad verilmiş. Özellikle yakınındaki "Şerah" köyünün yöreye uygun tarzda yapılmış eski ahşap evleri, doğanın güzelliğini tamamlar özellikte. Haldizen deresi vadisinde, heyelan sonucu dere yatağının tabii baraj şeklinde kapanması sonucu oluşan göl, çevresindeki ladin ormanları ile çekici bir peyzaj sergilemektedir.
Güneye doğru uzayıp giden Haldizen deresi vadisi büyük doğa zenginliklerine sahip. Uzungöl'e yaklaşık 10 ile 20 km mesafede dağların yüksekliklerinde yer alan 10 kadar daha ufak göl olduğunu da öğrendik ve bunlar yöredeki aktivite zenginliğini arttırmakta.
Yaban hayatı bakımından Uzungöl çevresindeki dağlarda ayı, kurt, yaban keçisi, tilki, kafkas dağ horozu gibi çeşitli hayvan türleri barınmaktaymış.
Gölün su seviyesi, mevsiminde gelen su miktarı ile bağımlı olarak az da olsa farklılıklar gösterir ise de, genelde boyu 1000 metre, eni 500 metre, derinliği ise 15 metre civarındaymış ve gölde alabalık yaşamakta.
Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken Uzungöl, sahip olduğu turistik potansiyeli bakımından çok zengindir. Çevrede trekking, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlardaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü gibi diğer yaylalara geziler düzenleme olanağı varmış.
8 Şubat 2008 Cuma
Ayder Yaylası çeşitli
Ayder yaylası yolu üzerinde çıkarken yolun sol tarafında bir çay bahçesi gördük. Eski bir serender yapıyı ve yanında bulunan geçişin üzerine iki küçük balkon yapıp çay içip dinlenecek ve dere ile etrafı seyredebilecek bir mekan yapmış.
Yol üzerinde Çamlıhemşin’den geçiliyor. Bir ana caddesi bulunan ilçe, dimdik duvar gibi çıkan dağın altında kurulmuş…
Gene yol üzerinde sağlı sollu dağların zirvelerinden çıkan suların yaptığı şelaleler…
İyidere önlerinde bir dalgakıran ile yukarı çay bahçelerine çıkarken gördüğümüz deniz üzerinde güneşin bulutlar arasında yaptığı ışık ve gölge yansıması…
Of’ta çay bahçesinde kızlarımız çay toplarken yapraklar üzerinde buldukları irice bir peygamber böceği avını beklerken…
Kayalar arasından sızan mis gibi taze soğuk kaynağı ile kayaların üzerinden çağıldayarak akan tertemiz dağ suları…
6 Şubat 2008 Çarşamba
Ayder Yaylası yolu üzerinde köprüler
Ayder yaylasına çıkarken ve inerken yolumuz üzerinde birçok yenilenmiş eski taş köprüler gördük. Bir kısmın giderken bir kısmını da dönüşte çektik. Zira oraya çıktığımızda ne kadar resim ve film çekeceğimizi bilemediğimiz için hafıza kartını, pil ve bataryayı idare etmeye çalışıyorduk.
Dere üzerinde sayısını gene unuttuğum kadar köprü vardı. Bunların dışında yöreye has insan, eşya ve yük taşımada kullanılan teleferikler hariç tabi… Çoğunlukla 19 yüzyıl baş ve ortalarında yapılmışlar. Karayolları 10.uncu Bölge müdürlüğü tarafından da onarılmışlar.
Bu köprülerden biri iki diğerleri tek gözlü yapılmışlardı. Yapımlarında kesme taş kullanılmış, yapı olarak yay biçiminde derenin bir ucundan diğer ucuna ulaşacak açı ve eğim verilmişti. Üzerinden kim bilir kimler neleri taşıyıp geçirmişlerdir…
Bizler bu gibi eski geçmişi yansıtan yapıları gördüğümüzde artık elimizde olmadan yaşanmış olması muhtemel anıları düşünür olduk. Gerek yapılar gerek ise yapı elemanları veya içinde kullanılanların kimler tarafından, hangi teknik malzeme ve bilgi ile nasıl bir birikimle ortaya konulabildiğini düşünmek geçmişi anlamamıza daha çok yardımcı oluyor. Şimdiki teknik gelişim ve malzeme desteği ile yapılabilmesi daha kolay ve pratik olan benzeri yapıların zamanındaki şartlarda yapılıp şimdiki zamanda yapılanlardan daha kullanışlı ve dayanıklı olması merak ve hayret uyandırıyor.
Bir de aklıma gelmişken; dolaştığımız yerlerde mevcut eskiye ait veya tarihi özellikleri olan yapılar restorasyon yani yenileme adı altında, ne yazık ki, ehil ve bilgi sahibi olmayanlar tarafından orijnal yapı özellikleri bozularak yapılıyor. Geçmişten gelen yapıların tahtalarının üzerine vernik çekilmesi, kahverengi boya sürülmesi, sökülen ara yapı elemanlarının eski yerlerinden farklı yerlere monte edilmesi, yapıların üzerinde kök boyalar ile yapılmış resim ve bezemelerin günümüz boyalarla tamamlanmaya çalışılması gibi sonuç olarak pekte uygun olmayan neticeler çıkmış. Bu gibi yenileme ve onarım işleri biraz daha erbap ve ustalar tarafından yapılması uygun olur diye düşünenlerdeniz.
2 Şubat 2008 Cumartesi
Ayder Yaylası yolu üzerinde bir balık çiftliği
Ayder yaylasına çıkarken ara sıra yolda bazı balık çiftliklerinin yön tabelalarını gördük. Bunlarda aynı zamanda nefis tereyağı içinde fırında taze balık yeme şansınız da var.
Bir tanesine girip müsaade alıp dolaştık. Şimdi sayısını unuttuğum kadar çok havuz vardı. Her havuzun içinde büyüklüklerine göre ayrılmış balıklar dağlardan gelen tertemiz oksijen dolu pırıl pırıl buz gibi suların içinde büyütülüyorlardı. Tertemiz bir havaya balığın kokusu da karışınca o kadar güzel bir ortam oluşmuştu ki anlatabilmek zor, ancak bunu yaşamak gerek.
Bir kayanın dibinden kaynayan su, serenderin altından geçip havuzlara dağılırken çıkardığı kendine has sesin yanında etrafına verdiği serinlik havanın temizliği ile birleşince ayrılasımız gelmedi.
Gittiğimizde havuzlardan kepçelerle alınan balıklar bir makineden geçirilerek büyüklüklerine göre havuzlara tasnif ediliyordu. Daha da büyütülecekler ile satışa ya da orada mevcut lokantada siparişlere göre pişirilecekler ayrı bir havuza alınıyordu.
Lokanta havuzların üst tarafında hem yeşil dağlara önünden geçen dereye ve yediğiniz balıkların yetiştirildiği havuzlara manzaralıydı. Fiyatlar mı ? Bir balık tereyağında kiremit tavada, 4 Ytl…
