♥♥♥♥ TÜM GÖNÜL DOSTLARIMIZIN, BLOG SAYFALARINDAN YEMEK VE GEZİ PAYLAŞIMININ VEFALI ARKADAŞLARIMIZIN, MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINI KUTLUYOR, SAĞLIK SIHHAT BİRLİK DİRLİK ESENLİK İÇİNDE DAHA NİCELERİNE SEVENLERİ VE SEVDİKLERİ İLE ULAŞMALARINI DİLİYORUZ... ♥♥♥♥

SEYYAH & SOFRAM...

1 Mart 2008 Cumartesi

Sinop Tarihi Cezaevi ve Parmaklıklar Ardında Dizisi

Sinop Tarihi Cezaevi ve Parmaklıklar Ardında Dizisi

Uzun zamandan bu yana gidip görmek istediğimiz Sinop Eski Tarihi Cezaevine dün gitme fırsatımız doğdu. Birkaç yıldır görüşemediğimiz arkadaşlarımızın da daveti ile hadi dedik.

Sabah erken saatte, hava durumunu da güvenerek yola çıktık. Alaçam – Yakakent ilçesine geldiğimizde yağmur damlamaya başladı. Eski adı Kanlıçay şimdiki adı Güzelçeçay olan virajların başlangıcına geldiğimizde yağmur arttı. Virajlara girip yukarı doğru çıktıkça bulgurcuk başladı, Hacıselli denen en üst virajlardan geçerken de kar başladı bir yandan da sis… İçimizde sıkıntı ve isteksizlik artmasına rağmen dönülecek noktayı geçtiğimizden devam ettik. Gerze ilçesine geldiğimizde soğuk ve yağış devam ediyordu. Yaykıl ve Kabalı denilen yerlerden geçerken hava yükseldi, yağış durdu, yol rahatladı. Sinop’a vardığımızda da sakin bir hava, ama kapalı ve soğukla karşılaştık. Şehrin girişinde ana cadde üzerinde bulunan yeni ve eski cezaevleri yan yana bulunuyor. Tarihi cezaevinin önünde bize yardımcı olan personelle arabamızı park edip, giriş biletimizi alıp (2 YTL) girdik.


Bu arada orada bir televizyon kanalında bu sıralarda yayınlanmakta olan ‘’Parmaklıklar Ardında’’ dizi çekimlerinin de yapıldığını biliyorduk. Hem zaman uygunluğundan bu yerleri hem de o dizide oynayan birkaç sanatçıyı görelim istedik.
TRT de yayınlanmış olan ‘Hayat Türküsü’ dizisinde ‘Hayat’ rolünde oynayan Devin Özgür Çınar, Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, çevirmen Serra Yılmaz, yılların sanatçısı Selda Alkor… Hakan Gürtop yönetmenliğinde, Feride Çiçekoğlu senaryosunda, birçok ünlü isimli sanatçının yanında ayrıca Sinop ve Samsun’da tiyatroculuk yapan 200′ü aşkın amatör oyuncunun da rol aldığını biliyor muydunuz?
Birçok fotoğraf çektik, hem mekan hem görünümler bakımından. Bir kısmını kendimize ayırdık. Çekimlerle ilgili olabilecek görüntüleri de…
Çektiklerimizin diğer kısımlarını ileriki yazılarımızda paylaşmak üzere şimdilik, orada çektiklerimizin bir kısmını paylaşalım.
Ama çekilen resimlerin dışında duvarlara bakarak, bazen de ürpererek, içimizden geçenleri ve hisleri ise kelimelere döküp paylaşabilmek zor. İnsan olarak üzülmekle beraber, bu gibi yerlerin suç ve suça meyli ne derece önleyebileceğini de düşünmeden edemedik.
Gerçek anlamda kader kurbanı olanlara acımadan ve sabırlar dilemekten kendimizi alamadık. Duvarların dili olsaydı, yıllar boyunca yaşanmış olan, kim bilir, bizlere ne acıları anlatırdı…

28 Şubat 2008 Perşembe

Yayla çiçekleri

Yayla çiçekleri

Daha önceki yazılarımızı okumuş olanlar bilecektir, doğanın güzellikleri anlatmakla bitecek gibi değil… Her bir bitkinin çiçeği farklı açar ve hiç birinin rengi de birbirine benzemez.

Bu gezimiz esnasında yaylalarda çektiğim bazı doğa çiçek fotoğraflarını sizlerle paylaşmak istedim. Bunların arasına da ilgi çektiğini gördüğüm çay tohumlarını da ekledim.

Beğenmeniz umuduyla…






26 Şubat 2008 Salı

Bulancak

Bulancak


Sümela manastırını gezip tekrar Maçka – Trabzon üzerinden dönüşe başladık. Akçaabat, Görele, Giresun üzerinden Bulancak’a ulaştık.

İskelede sevgili İnan kardeşimizi bizi bekler bulduk. Yolu göstererek evlerine gittik. Niyetimiz geçerken uğramak bir çaylarını içip hatır sorup sohbet etmekti.














Hoş geldiniz hatır sorma sohbetinden sonra muhabbete giriştik, o arada bizler Gürdal beyle konuşurken Mensur hanım masayı donatmaya başlamasın mı?... Aman efendim iyi ki çay içelim dedik hani…

Bu sefer Bulancak pidesi, nefis kokan bir peynirli börek ve yanında ince kalem gibi sarılmış yaprak sarmalar….

Mecburen (!) oturduk tabiî ki, çokta güzel demlenmiş çayların yanında sıcak sohbete devam ederken nevaleyi de götürdük… Laf aramızda ben dışarıda çay içemem, her yapılan çayı da pek beğenmem ama laf aramızda çayın demi çok güzeldi…

Bizler ziyaretin makbulü kısasıdır deyip yola koyulalım derken bir de baktık torbalarda yeni toplanmış taze fındıklar.. Yani hem ağırlamalarından hem de yüklü yolculamalarından mahcup olduk…

Emek ve ellerine sağlık deyip, ailecek teşekkürlerimizi, selam ve sevgilerimizi yolluyoruz…
Gelecek sefere de bizde buluşmak üzere….

24 Şubat 2008 Pazar

Maçka Sümela Manastırı – 3

Maçka Sümela Manastırı – 3

İşte üçüncü ve son bölüm;

Manastırın ana ünitesini meydana getiren kaya kilisesinin ve ona bitişik şapelin iç ve dış duvarları fresklerle donatılmıştır. Kaya kilisesinin içinde avluya bakan duvarda III. Alexios dönemine ait fresklerin varlığı tespit edilmiştir. Şapeldeki freskler ise 18. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve üç ayrı devirde yapılan üç tabaka görülmektedir. En alt tabakanın freskleri daha üstün niteliktedir. Her tabakada konuların da değiştiği dikkati çekmektedir.

Buradaki fresklerin 1710-1732 yıllarında yapıldıklarını bildiren yazılar tespit olunmuştur. Halbuki mağara kilisenin inde avluya komşu duvarda III.Alexios devrine ait freskler de tespit edilmiştir. Bugün bu portrelerden hiçbir iz kalmamıştır. Dışarıda kaya sathına işlenmiş ve bugün yalnız üst şeritleri kalabilmiş olan büyük bir mahşer sahnesinin dökülen sıvalarının altından başka sahnelerin gün ışığına çıktığı görülmektedir. Üzerinde bir ejder ile süvari iki aziz (Georgios ve Demetrios) tasvir edilmiş bulunan küçük bir şapelin duvarında tabakanın altında üç tabaka daha resim bulunduğu tespit edilmiştir.

Nitekim bir yerde en alt tabakada imparator kıyafetinde diademli bir figürün üstünde diademli başka bir figür bunun üstünde de matemorphosis, yan itabor adında İsa'nın görünüşünün değişmesi (suretinin değişmesi) sahnesi işlenmiş bulunmaktadır. Bu durum karşısında Sümela Manastırı'nın eski ve o nispette de değerli duvar resimleri, sıvaların tamamen dökülmediği yerlerde alt tabakalarda da mevcuttur.

Kutsal suyu toplayan şadırvanda sivri kemerleriyle Türk Mimarisi karakterindedir. Sümela'nın yüz metre kadar kuzeyinde yine dağ yamacına oyulmuş erişilmez durumda ve içinde freskleri olan şapeller bulunmaktadır. Sümela Manastırı'nda 1998'den beri Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca yürütülen bir proje dahilinde zarar gören duvarlar temizlenip restore edilerek koruma altına alınmıştır.

Manastırın ana bölümü üst çatıyla kaplanmış olup, Ana Kaya Kilisesindeki freskler temizlenerek sağlamlaştırılmıştır

Ve kapanış resimlerini oldukça aşağıdan yaklaşık kuş uçuşu 1 km. uzaklıktan çektim.
Diğerleri gibi bunları da beğeneceğinizi umuyorum.

22 Şubat 2008 Cuma

Maçka Sümela Manastırı – 2

Maçka Sümela Manastırı – 2

Şimdi de ikinci bölüm:

Sumela Manastırı'nın başlıca bölümleri; Ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazmadır. Bu yapılar topluluğu oldukça geniş bir alan üzerine inşa edilmiştir.


Manastırın girişinde su getirdiği anlaşılan büyük su kemeri yamaca yaslanmış durumdadır. Çok gözlü olan bu kemerin büyük bölümü restore edilmiştir.
Dar uzun bir merdivenle manastırın ana girişine ulaşılmaktadır. Giriş kapısının yanında muhafız odaları bulunmakta, buradan bir merdivenle iç avluya inilmektedir. Solda, manastırın esasını teşkil eden ve kilise haline getirilen mağaranın önünde çeşitli manastır binaları bulunmaktadır. Sağ tarafta kütüphane yer almaktadır.


Manastırın kütüphanesinde evvelce kataloğu yapılan ve çoğunluğu 17-18. yüzyıllara ait çeşitli el yazmalarından 66 tanesi Ankara Müzesi'nde, içinde minyatürler olan ve Bizans eseri 1000 tanesi İstanbul'da Ayasofya Müzesi'ndedir. Ayrıca 150 kadar da taş baskı kitap vardır.


Sultan Selim'in hediye ettiği şamdanlar 1877'de çalınmıştır. Manastıra ait başka bir Meryem ikonası da Oxford'da özel bir koleksiyondadır. 1436 tarihli işlemeli gümüş madalyon ile 1438 tarihli işlemeli bir örtü de Atina'daki Benaki Müzesi'ndedir.


Yine sağda yamacın ön yüzünü kaplayan büyük balkonlu bölüm keşiş odaları ve misafir odaları olarak kullanılmıştır ve 1860 yılına tarihlenmektedir.
Avlunun etrafındaki binalarda odalardaki dolapları, hücreleri, ocakları ile Türk sanatının etkileri de görülmektedir.

20 Şubat 2008 Çarşamba

Maçka Sümela Manastırı – 1

Maçka Sümela Manastırı – 1

Pazar sabahı yanımıza bizleri misafir eden Sevilay hanım kızımızı da alarak ev halkına veda edip Trabzon’a doğru yola çıktık. Sürmene, Araklı, Arsin ve Yomra’yı da geçip Trabzon’a girmeden sola dönüp Maçka istikametine döndük. Yaklaşık 40 km. sonra Sümela Manastırının alt ilk girişine ulaştık. Buraya kadar yol gayet güzel ve rahattı. Buradan tırmanmak isteyenler arabalarını bırakıp buradan başlayabilirler. Manzarası çok güzel olmakla beraber biz yaklaşık 1200 merdiven olduğu söylenen bu taraftan çıkmayı göze alamadık. Bir sonraki yerden yani yukarıdan girmek istedik. Yola devam ettik, bu aradaki yol oldukça dar, tek arabalık, zaman zaman arabaların birbirine yol vermesi için genişleyip giden toprak yer yer çukurlarla doluydu.

Yukarı çıkıldığında yol ikiye ayrılıyor, sağdakine saparak manastır yöneldik diğer yol yaylalara çıkmakta. Yaklaşık 2 km. gidince gene topraktan araba park yeri olarak kullanılan alana arabamızı park edip yukarı doğru yürümeye başladık. 300 m. kadar yaya yolundan yürüyünce giriş merdivenlerine ulaştık.

Şimdi çektiğimiz resimler eşliğinde edindiğimiz bilgileri paylaşalım;


TRABZON SÜMELA MERYEM ANA MANASTIRI

Maçka’nın 17 km. güneyinde Altındere köyü’nde, Meryemana (Panagia) deresinin batı yanında, Mela Dağı’nın deniz seviyesinden 1,150 m. yükseklikteki kayaları oyarak ve doğal mağaralardanda faydalanılarak yapılmış manastırın adı “Sümela”, Rumca karanlık, siyah anlamına gelen “melas” kelimesinden gelmektedir. Aşağıda tam kayanın sol tarafında mutfak ve tabii çeşme bulunmaktadır. Bu çeşme kısmı bugün harap olmuş ve kullanılmamaktadır. Mutfak kısmının üzeri tonozlarla örtülüdür. Yapının kemer bağları taştan olup, yapı iki taraftan aydınlatılmaktadır.

Şu anda görülmesi mümkün olan fresklerin bir çoğu 1710 ve 1740 tamiratından bugüne kadar gelebilmiş olanlardır Asıl kilise fresklerle kaplanmıştır. İçeride mağaranın güney bölümünde kayaya oyulmuş duvar hücresi bulunmaktadır. Dışarıda 18. yüzyıldan kalma bir zamanların kapellası olan bir kilise vardır. Kiliseye yakın doğu cephesinde giriş yolu, manastırın çan kulesi ile desteklenmiştir. Çan kulesinin hemen yanında günah çıkarma yeri bulunmaktadır. İçindeki freskler halen sağlam gözükmektedir.

Yukarı kısımlarda ise, keşiş odaları ve küçük kiliseler mevcuttu. Asıl kilisenin kapısında 1741 Haldiye’li (Kuzey Gümüşhane) Mişobu (Papazbaşı) emriyle tamir ettirilmiştir yazılıdır. Manastır iç ve dış duvarlarında bulunan freskler, toprak boyası ve eski taş yosunu gibi ilkel boyalardır. Ana kilisenin güney duvarındaki belirli belirsiz tasvirleri, Komnenosları Fallmerayer ve Kyriakides tanımlamıştır.

18 Şubat 2008 Pazartesi

Sürmene pidesi

Sürmene pidesi



Karadeniz’de balık ve çeşitlerinden sonra pide ve çeşitleri de ünlüdür. Her yörenin ve il – ilçenin farklı yapılış tarzları olan pideleri vardır. Neredeyse tamamına yakınının tadına baktık sayılır. İnanın hepsi farklı tattalar.

Bu sefer de bizleri Sürmene Pidesi yemeye götürdüler. Peynirli olanını Ağu dedikleri yerel bir peynir çeşnisi ile yapıyorlar. Ben tadını Antakya’nın tuzlu kuru çökeleğine benzettim. Bir peynir çeşidi olan bununla pideyi geniş ve yuvarlak açıp etrafını yarım parmak kaldırıp içine peynirleri koyup üzerine de koca bir kaşık has tereyağını ekleyip fırına atıyorlar.

Kıymalı isterseniz de aynı şekilde yapıyorlar, karışık isterseniz beraber yarım-yarım koyup arzuya göre de ortasına yumurtayı ekliyorlar. Ben biraz yumurtayı az pişmiş sevdiğim için ortasında kaldı, eşim karıştırılmasını istedi, çocuklarımız kıymalı karışık istediler. Yanında da soğuk ayran sipariş ettik.

Pideler geldi, yanında kocaman bir dilim ekmek… Ama çatal bıçak yok ve pideler dilimlenmemiş !… Sebebini de sorup öğrendik tabi: meğer gelen ekmek dilimi ile banılarak yenilirmiş. Bizi mazur görmelerini rica ederek ekmek dilimini geri verip birde pidelerin dilimlenmesini ve yanında da çatal bıçak istedik. Bize gerek garsonun gerekse orada pide yiyenlerin bakışlarını anlatmayacağım tabi…

Ama bizler beğendik, biraz pide çeşitlerine alışkın olmamızdan biraz da belki günün yorgunluğundan.. . Ustalarımızın emek ve ellerine sağlık…

Yolunuz düşerse sürmene pidesi ve adresi… BOZO PİDE - Sürmene