♥♥♥♥ TÜM GÖNÜL DOSTLARIMIZIN, BLOG SAYFALARINDAN YEMEK VE GEZİ PAYLAŞIMININ VEFALI ARKADAŞLARIMIZIN, MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINI KUTLUYOR, SAĞLIK SIHHAT BİRLİK DİRLİK ESENLİK İÇİNDE DAHA NİCELERİNE SEVENLERİ VE SEVDİKLERİ İLE ULAŞMALARINI DİLİYORUZ... ♥♥♥♥

SEYYAH & SOFRAM...

14 Nisan 2008 Pazartesi

Vezirköprü BEDESTEN VE ARASTASI

Vezirköprü BEDESTEN VE ARASTASI


İlçe merkezinde, Çarşı içinde dolaşırken karşımıza çıkan taş kemerli kapıdan girince, yeniden yapılandırılmış, iki taraflı dükkanların yer aldığı bir mekana girdik. Burası Köprülü Mehmet Paşa'nın eşi Ayşe Hanım'ın babası Yusuf Ağa'nın 1660 yılında yaptırdığı bilinen bir bedestenmiş.
İç ve dış bedesten olmak üzere iki bölümden oluşmakta. Dört tane giriş kapısı ve içerisinde 110 dükkânı bulunmakta. İç bedesten geçmişte kervansaray olarak kullanılmış. Bedesten Ayşe Hanım tarafından vakfedilmiş. Arasta bölümü Bedestenin çevresinde gelişmiş.



Dört yandan basık kemerli kapılarla girilen bedesten kare planlı dört kubbeyle örtülü muazzam bir yapıda. Kubbeler duvarlara bitişik tuğla kemerlere oturtulmuş. Kemer pandantif (kubbeleri tutan kemer ya da duvarların birleştiği köşelere konan üçgen biçimli kısımlar) ve kubbeler düzgün tuğla örgüsüyle güzel bir görünüm arz etmektedir. Ana kubbeyi taşıyan tuğla kemerin ortada dayandığı bölümde içeri girinti yapan kare mekân küçük kubbeyle örtülü. Dışarıdan ana kubbeler arasında görülen bu bölüm dua kubbesi deniliyormuş. Yuvarlak kubbeli kapılarla girilen arastanın kuzeyinde tonozlu (koridorların, uzun ince mekanların üzerinin örtülmesinde kullanılan bir çatı biçimi, içi boş bir silindirin üst yarısı) dükkanlar yer alır. Bedestene bakan yüzdeki dükkânlar yer kazanmak amacıyla üçgen biçiminde yapılmış. İç Bedesten olarak adlandırılan Kervansarayın ülkemizde tek sütun üzerine 4 kubbeli tek kervansaray olduğu iddia edilmektedir. Sütun içerisinde gizli bir oda bulunmakta olduğu da söylendi.
Burasının içinde değişik bir şekilde üretilmiş semaverler vardı. Çoğu dükkan soba ve bunu yan ürünlerini satıyor ve yapıyorlardı. Ayrıca arka çıkışına doğru kasap ve et lokantalarını gördük. Burada et yemekleri hem çok ünlü hem de uygun bir fiyatta.
Arka kapıdan çıkınca gene çarşının bir devamı ile karşılaştık. Sol yan tarafında hamamın kubbesi görünüyordu. Resim çekerken orada bulunan bir lokanta sahibi, (Şirinel Kasabı ve lokantası) sağ olsunlar, arzu edersek üst teraslarına çıkarak çekim yapabileceğimizi söyledi. Üst kattan ilçenin genel görünümü yanında hem hamamın hem de bedestenin görüntülerini çektik. Biraz sohbet ettik, bilgiler verdiler, buradan tekrar teşekkürlerimizi iletelim.

12 Nisan 2008 Cumartesi

Vezirköprü 3

Vezirköprü 3

İlçede geçmişin izleri hala duruyor. Ya korunulmuş ya da bir şekilde kurtulmuş !... Evlerin görünümleri çok güzeldi, bakımsız olmalarına rağmen. Gerçi bu izafi bir değerlendirme, biz bu tip yapıları ve yapılanmaları beğeni ile izliyoruz. Neredeyse bir yüzyılı deviren bu yapıları, yapıldığı zamanın şartlarında düşünmek ayrı bir özellik…
Evlerin öne çıkmış balkonları, cumbaları, evin her tarafını aydınlatacak şekilde yerleştirilmiş pencereleri, giriş kapılarında farklı sesler çıkartacak şekilde yerleştirilmiş kapı tokmakları, bir başka evin havasını, güneşini, görüş alanını kapatmayacak şekildeki yerleşimi…
Gene ilçe merkezinde bir alanda bir saat kulesi gördük. Bu yapı, 1906 yılında Abdülhamit devrinde, Sivas Valisi Reşat Akif paşa tarafından yaptırılmış.1943 depreminde büyük hasar gördüğü için 1959 yılında tamiratı yapılmış. Dört tarafında yer alan saatleri çalışır vaziyette olduğu söylendi.
Sadece yayaların dolaşabildiği küçük şirin bir çarşısı, bu çarşının devamında Arastası (Bedesten), arka kapıdan çıkınca yenilenmiş olan Hamamı, restorasyonun devam etiği söylendiği için gezemediğimiz Kervansarayı, ahşap ve tuğla birlikteliğinin işçiliğini yansıtan eski yapıları ile birkaç resim…




10 Nisan 2008 Perşembe

Vezirköprü 2

Vezirköprü 2

Samsun’a uzaklığı yaklaşık 115 km. olan ilçe, 25.000 nüfusa sahip, Vezirköprü ilçesi, Orta Karadeniz Bölümü'nde, Kuzey Anadolu Dağları'nın ikinci sırasının Aşağı Kızılırmak vadisi çevresine rastlayan (Kuzey Anadolu Dağları'nın ilk sırasını oluşturan dağların orta kesimlerinde, doğusunda Canik Dağları, batısında Küre ve İsfendiyar Dağları'nın bulunduğu saha) kıyı ardı kesiminde yer almaktadır.
Denizle kıyısı olmayan, ancak Altınkaya Baraj Gölü'nün önemli bir alanı sınırları içinde bulunan ilçenin merkezi kısmı ile Karadeniz kıyıları arası kuş uçuşu uzaklık yaklaşık 55 km kadardır. Tabanında Vezirköprü Ovası'nın bulunduğu bu havzanın çerçevesini kuzeyde üzerinde aşınım yüzeylerine yer veren Canik Dağları'nın batısı ile İsfendiyar Dağları'nın doğusuna ait yüksek sahalar, güneyde Tavşan Dağı kütlesi, doğuda Ladik-Havza depresyonunu birbirinden ayıran eşik sahası ile batıda Ilgaz masifi meydana getirir. Vezirköprü şehri, etrafı dağlık alanlarla çevrilidir.
Dağı, doğu-batı uzanımlı ve en yüksek zirvesi 1791 m yükseltiye sahip olan Kunduz dağı, mesire yerleri ile de bilinmektedir.




Ana yoldan sola dönerek girdiğimiz ilçenin yeni yapılanması, halen de yapılmakta olan çok katlı binaları ile karşılaştık. İlçeye göre normal genişlikte olan yollar sakin ama her tarafta olduğu gibi araç doluydu. Aklınızda olsun, Samsun karayolundan bu tarafa döndüğünüzde aracınızın deposu nispeten dolu olsun, zira uzun mesafede benzinlik yok.
Merkezi olarak gördüğümüz meydan kısmında polis karakolu, hükümet binası ve belediye binası diye tahmin ettiğimiz binalar vardı. Bunların bulunduğu alanın ön kısmında da bir Atatürk anıtı gördük. Bu anıt 1981 yılında, o zaman kaymakam olarak görev yapan Haydar Keskin tarafından temeli atılmış, 2,60 m. yükseklikte, orman Yüksek Mühendisi İsmail SEVCAN tarafından projesi yapılmış olan kaideye oturtulmuş. Anıtı Heykeltıraş Rahmi Ertemiz yapmış. Pirinç dökümü İstanbul'da Mehmet Tevfik Koç tarafından yapılmış.
Hastahane önü, Adliyesi, parkı ve pazar yeri ile genel görünümlerle birkaç resim…

8 Nisan 2008 Salı

Vezirköprü 1

Vezirköprü 1

Şubat ayı içinde bir vesile ile Vezirköprü ilçesine gitmemiz gerekti. Yola çıktığımızda mevsimin de gereği her taraf kar içindeydi. Yolun açık olması, gene mevsim şartlarından dolayı da araç trafiğinin nispeten sakinliğinden rahat bir yol yaptık. Bu arada da bol resim çektik.
Yol, kar ve görüntüler…

(Bu gezinin yazı ve resimleri devam edecek...)


6 Nisan 2008 Pazar

Yol üstünde bir Kavun Sergisi

Yol üstünde bir Kavun Sergisi

Ankara’dan dönerken Sungurluyu geçtikten sonra Çorum’dan önce Yozgat sapağına yakın olan bir yerde, yaklaşık birkaç km. ye yayılmış olan ve genelde çoğunlukla bu mevsimde tezgâh açan sergiciler bulunur.
Sergilerinde mevsim ya da kış kavun karpuzu ile meyvelerin yanında kabakları da sergilerler. Her zaman olmasa da bazen durur bagajda kalan yerleri de buradan aldığımız mevsimlik ve kışlık kavun ve karpuzla doldururuz.
Mevsimlik olanları arzu ettiğimiz zaman keser yeriz. Diğerlerini ise balkonda ya da serin bir yerde birkaç ay bekletir olgunlaştıkça keser yeriz hem de kışın ortasında…
Bu sefer durduğumuz serginin yanında da 2 tane minik kedi yavrusu vardı. Bizler durunca hemen yanımızda bittiler. Öyle şirinlerdi ki, ama garipler açlıktan bir güzel kavun yemeleri vardı görülmeye değerdi. Eşim dayanamadı yanımızda bulunan ekmeklerden ufalayıp verdi. İkisine de yetecek kadar olmalarına rağmen minik patileri ile birbirlerini kafalarına vurarak nasıl giriştiler… Az sonra da minik mideleri dolunca da tabi oyun için ayaklarımızın dibinde bitiler.
Ama yolcu yolunda gerek diyerek onları okşayıp yolumuza devam ettik…
İşte o görüntülerden bazıları…






4 Nisan 2008 Cuma

Doğal Güzellikler

Doğal Güzellikler

Çorum yakınlarında sungurlu civarında ana yolun kenarlarında çok güzel tadı olan üzüm bağları da vardır. Yıllardır buralardan geçerken her dönemine denk geldik. Budama zamanı, bakım zamanı, gübreleme ve ilaçlama zamanı ve tabi toplanma aşamasında yeme zamanı.
Bu aylarda da o civarda bulunan bir dağın eteklerinde içinden sızan kaynak sularının dağın içinde bulunan kireç veya benzeri bir maddeyi de eritmesi ve dışarı dereye sızarken bunlarında hava ile temasından dolayı beyazlaşması ile değişik ve güzel görünümler meydana gelir.
Çoğu zaman çok arzu etmemize rağmen ya rast gelemeyiz ya da rast gelsek de resim çekmeye uygun şartlar olmaz. Bu sefer havanın da açık ve yolun da uygun olması ile resimleme şansımız oldu. Her ne kadar az bir görüntü olmasını çekebilsekte bir fikir verebileceğini düşünerek çektik.
Bu arada yazın kuruyan bazı dereler az da olsa sularına kavuşmaya başlamıştı. Su olmadığında yol geçen dereler şimdilerde ancak yüksek araçların geçmesine müsaade eder olmuşlar. Bizlere de taşların üzerinden atlamak kaldı tabi…






1 Nisan 2008 Salı

Ankara'dan Sonbahar....

Ankara'dan Sonbahar....

Her mevsimin kendine göre güzellikleri var ve her bir ayrı yerde de bu güzellikler farklı görünümleri bürünürler.

Sayfalarımızı takip eden arkadaşlar artık biliyorlar ki, zaman zaman kalp pilimin kontrolü için Ankara’ya gitmem gerekiyor. Bu sefer de geçtiğimiz 2007 yılının Ekim ayının son günlerinde gittiğimiz bu şehirde kaldığımız yerin bahçesinde, sabahın erken saatlerinde güneşin ilk ışıklarının da etkisi ile daha da güzelleşen görüntüleri görünce dayanamayıp resimledim.

Zaten genel olarak yazın bitimi ile sonbaharın başlaması sırasında değişen tabiatın kendine has yansımalarına dayanamam…

Umarım sizlerinde beğenisini alabileceğini düşündüğüm görüntüleri paylaşmadan duramadım…