Acıföl Soda yatakları - Tuz gölü
Bizler Antalya’ya gitmekten vazgeçip, gezi planımızı değiştirip, Denizli tarafına gitmeye karar verdik. Burdur’dan gene aynı yolu takip ederek Dinar üzerinden yola devam ettik.
Dazkırı ile Çardak arasında yolun sağ tarafında gördüğümüz beyaz göl ilgimiz çekince durup resimledik. Meğer burası soda tuz yataklarıymış. Resimleri çekip yola devam ettiğimizde gölün uç kısmında da bu ürünü değerlendirip işleyen fabrikasını da görmüş olduk. Dağlardan gelen tatlı su kaynaklarından beslenen göl (Acı Göl), yazları tamamına yakın kuruyormuş. Birçok kuş türüne ev sahipliği yapıyormuş. Konya’daki Tuz gölünden sonra ülkenin en tuzlu ikinci gölüymüş.
Elde ettiğimiz bilgiler;
- Sodyum sülfat nötr bir tuzdur ve doğal kaynaklardan (göl ve deniz suları), tabii minerallerden, yeraltından ve kimyasal proseslerden yan ürün olarak üretilmektedir.
- Konya Cihanbeyli ilçesine bağlı Bolluk ve Tersakan gölleri ile Afyon'a bağlı Dazkırı ve Denizli'ye bağlı Çardak ilçeleri arasında yer alan Acıgöl'den doğal sodyum sülfat üretilmektedir.
- Soda ve soda külü; başlıca, cam üretiminde Na2Û kaynağı, birçok sodyumlu kimyasal maddelerin yapılmasında, suların temizlenmesinde,
kağıt üretiminde, demir cevherlerinden kükürtlerin alınmasında ve başka birçok alanda kullanım alanı bulmaktadır. Doğal soda, cam ve şişe, petrol, kağıt, deterjan, kimya ve kostik soda gibi birçok sanayi kolunun yararlandığı önemli bir endüstriyel hammaddedir.
- Dünya tuz istihsali 42,5 milyon tonu aşkındır. Dünyada mevcut 95 kadar müstahsil memleket arasında yurdumuz, Amerika Birleşik Devletleri (3,5 milyonu kaya 16,4 milyonu diğer menbalardan), Çin (2,85 milyon), Hindistan (2,4 milyon), Almanya (2 milyon), Brezilya (800 bin) dan sonra 490 bin tonla altıncı gelmektedir.
- İnsanların iklim şartlarına göre yıllık tuz ihtiyacı 3-12 kilo arasında değişmektedir.
♥♥♥♥ TÜM GÖNÜL DOSTLARIMIZIN, BLOG SAYFALARINDAN YEMEK VE GEZİ PAYLAŞIMININ VEFALI ARKADAŞLARIMIZIN, MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINI KUTLUYOR, SAĞLIK SIHHAT BİRLİK DİRLİK ESENLİK İÇİNDE DAHA NİCELERİNE SEVENLERİ VE SEVDİKLERİ İLE ULAŞMALARINI DİLİYORUZ... ♥♥♥♥
SEYYAH & SOFRAM...
SEYYAH & SOFRAM...
30 Eylül 2008 Salı
29 Eylül 2008 Pazartesi
Burdur İnsuyu mağarası 2
Burdur İnsuyu mağarası 2
Bu mağara Türkiye’nin turizme açılan ilk mağarasıymış. Yükseltisi 1230 metre olan İnsuyu Mağarası'nın ölçülen uzunluğu yaklaşık 2150 metre. İnsuyu'nun, Kızılin Mağarası ile irtibatlı olma olasılığı yüksek görünüyormuş. İçinde mevcut olan15’e yakın göl varmış, bizler Dilek ve Büyük gölleri ziyaret ettik. 597 metrelik bölümü gezilebilen mağaranın içinde birbirleriyle bağlantılı irili ufaklı dokuz göl varmış. Bunlardan "Büyük Göl" adıyla anılanı 512 m2’lik alanıyla Türkiye’nin en büyük yer altı gölüymüş.
Tahmini 1 metrelik sütunun 10 -15 bin yılda oluşmuş olan sarkıt ve dikitler, seyre doyum olmayacak güzelliklerdeydiler. Dilek Gölü’nde bulunan dikit, 6 metrelik boyuyla Türkiye’nin en büyük dikitiymiş. İlk bilimsel çalışalar Prof.Dr. Temuçin Aygen tarafından 1952 yılında başlanmış.
1965 yılında o zamanki vali Vefik Kitapçıgil’in gayretleri ile turizme açılmış.
Dilek gölünde hiç su kalmamıştı, büyük gölde ise dip kısmında az miktar su kalmıştı fakat suyun rengi ve berraklığını anlatacak kelimeyi bulamadık.
İçeri girerken mağaranın kapısında yüzümüze çarpan müthiş kuvvetli rüzgâr, içeri girince karşılaştığım insanı rahatlatan ferahlatan serinliği ile birlikte düzenlenen ışıklandırmanın da etkisiyle sarkıt ve dikitlerdeki renk cümbüşü içeride dolaşırken bize zamanı ve olası tehlikeleri unutturacak kadar güzeldi.
Dışarı çıktığımızda satış yerlerinden birinde eşimin bulduğu Ceviz Ezmesi'nden almadan gitmek olmazdı, hem tadına baktık hem de biraz yüklendik….
Eğer yolunuz düşerse muhakkak zaman ayırın deriz….
(Daha fazla bilgi için: İnsuyu Mağarası
İnsuyu Mağarası
Filmi için:
İnsuyu Mağarası Filmi için
Gezinin Fotoğrafları:
Burdur İnsuyu mağarası
CEVİZ EZMESİ:
Bir kg. irmik ve 1 kg dövülmüş ceviz bir kaba konur. Diğer yandan bir bardak su bir tencere içinde, ateş üzerinde ılıklaştırılır. 1 kg. şeker ılık su üzerine dökülerek eriyinceye kadar karıştırılır. Şeker eriyince, irmik ve ceviz karışımı eklenerek iyice karıştırılır. Kıvama gelen bu karışım, pudra şekeri serpilmiş bir tepsiye dökülerek, kaşığın ters yüzü ile aynı kalınlıkta yayılır ve baklava kesimi yapılır. Burdurluların hediye olarak il dışına götürdükleri tatlı çeşidinin en yaygın olanıdır.
KAYNAK:
Burdur Evi Görevlisi Sayın Ahmet Öztürk'ün sayfasından (site.mynet.com/kocaoda1830)
CEVİZ EZMESİ
Bu mağara Türkiye’nin turizme açılan ilk mağarasıymış. Yükseltisi 1230 metre olan İnsuyu Mağarası'nın ölçülen uzunluğu yaklaşık 2150 metre. İnsuyu'nun, Kızılin Mağarası ile irtibatlı olma olasılığı yüksek görünüyormuş. İçinde mevcut olan15’e yakın göl varmış, bizler Dilek ve Büyük gölleri ziyaret ettik. 597 metrelik bölümü gezilebilen mağaranın içinde birbirleriyle bağlantılı irili ufaklı dokuz göl varmış. Bunlardan "Büyük Göl" adıyla anılanı 512 m2’lik alanıyla Türkiye’nin en büyük yer altı gölüymüş.
Tahmini 1 metrelik sütunun 10 -15 bin yılda oluşmuş olan sarkıt ve dikitler, seyre doyum olmayacak güzelliklerdeydiler. Dilek Gölü’nde bulunan dikit, 6 metrelik boyuyla Türkiye’nin en büyük dikitiymiş. İlk bilimsel çalışalar Prof.Dr. Temuçin Aygen tarafından 1952 yılında başlanmış.
1965 yılında o zamanki vali Vefik Kitapçıgil’in gayretleri ile turizme açılmış.
Dilek gölünde hiç su kalmamıştı, büyük gölde ise dip kısmında az miktar su kalmıştı fakat suyun rengi ve berraklığını anlatacak kelimeyi bulamadık.
İçeri girerken mağaranın kapısında yüzümüze çarpan müthiş kuvvetli rüzgâr, içeri girince karşılaştığım insanı rahatlatan ferahlatan serinliği ile birlikte düzenlenen ışıklandırmanın da etkisiyle sarkıt ve dikitlerdeki renk cümbüşü içeride dolaşırken bize zamanı ve olası tehlikeleri unutturacak kadar güzeldi.
Dışarı çıktığımızda satış yerlerinden birinde eşimin bulduğu Ceviz Ezmesi'nden almadan gitmek olmazdı, hem tadına baktık hem de biraz yüklendik….
Eğer yolunuz düşerse muhakkak zaman ayırın deriz….
(Daha fazla bilgi için: İnsuyu Mağarası
İnsuyu Mağarası
Filmi için:
İnsuyu Mağarası Filmi için
Gezinin Fotoğrafları:
Burdur İnsuyu mağarası
CEVİZ EZMESİ:
Bir kg. irmik ve 1 kg dövülmüş ceviz bir kaba konur. Diğer yandan bir bardak su bir tencere içinde, ateş üzerinde ılıklaştırılır. 1 kg. şeker ılık su üzerine dökülerek eriyinceye kadar karıştırılır. Şeker eriyince, irmik ve ceviz karışımı eklenerek iyice karıştırılır. Kıvama gelen bu karışım, pudra şekeri serpilmiş bir tepsiye dökülerek, kaşığın ters yüzü ile aynı kalınlıkta yayılır ve baklava kesimi yapılır. Burdurluların hediye olarak il dışına götürdükleri tatlı çeşidinin en yaygın olanıdır.
KAYNAK:
Burdur Evi Görevlisi Sayın Ahmet Öztürk'ün sayfasından (site.mynet.com/kocaoda1830)
CEVİZ EZMESİ
28 Eylül 2008 Pazar
Burdur İnsuyu mağarası 1
Burdur İnsuyu mağarası 1
Baki bey konağına gittiğimizde öğle arası olmasından dolayı beklemek istemedik zira zamana karşı bir planlama yapmıştık. O arada bizlere bu mağaraları önerdiler, uzaklığının da 13 km. kadar olduğun öğrenince bu ara zamanı değerlendirmiş olalım istedik.
Antalya istikametine doğru giderken kısa süre sonra sağ tarafa doğru yön levhası size yolu gösteriyor. Geniş bir alanın etrafında arabalar park edilmiş, orada yüksek birkaç çınar ve selvi, altlarında bir havuz, karşında merdivenler, iki taraflı açık kahveler ile satış yerleri, ortalarında gişe…
Hemen oldukça düşük miktar olan ücretlerimizi verip içeri girdik. Yaklaşık 597 metre olduğu söylenen mağara içinde yürüyüş yolu betonlanmış, yol ışıklandırılmış, yön levhaları ile gidiş ve dönüş istikametleri belirtilmişti.
Hikaye bu ya; Sagalassos kralı Severianus tek kızı Asume’yi soylu bir alenin oğlu ile evlendirir ama çift geçinemez, kral üzülür, kızar, adamlarına cezalandırılmaları emri verir. Bu mağaranın en uç noktasında ölüme terk edilirler. Geçen günler süresince çift bu mağaradaki şifalı suyla beslenir, bu arada ne olduysa birbirlerine karşı sevgileri başlar, büyüyen sevgileri ışık olur, mağaranın çıkışını gösterir. Bu nedenle bu mağarayı ziyaret eden karı-kocalar aynı yastıkta kocar, sevgililerin ise hiç ayrı düşmediği söylenir olmuş…
Gezinin Fotoğrafları:
Burdur İnsuyu mağarası
Baki bey konağına gittiğimizde öğle arası olmasından dolayı beklemek istemedik zira zamana karşı bir planlama yapmıştık. O arada bizlere bu mağaraları önerdiler, uzaklığının da 13 km. kadar olduğun öğrenince bu ara zamanı değerlendirmiş olalım istedik.
Antalya istikametine doğru giderken kısa süre sonra sağ tarafa doğru yön levhası size yolu gösteriyor. Geniş bir alanın etrafında arabalar park edilmiş, orada yüksek birkaç çınar ve selvi, altlarında bir havuz, karşında merdivenler, iki taraflı açık kahveler ile satış yerleri, ortalarında gişe…
Hemen oldukça düşük miktar olan ücretlerimizi verip içeri girdik. Yaklaşık 597 metre olduğu söylenen mağara içinde yürüyüş yolu betonlanmış, yol ışıklandırılmış, yön levhaları ile gidiş ve dönüş istikametleri belirtilmişti.
Hikaye bu ya; Sagalassos kralı Severianus tek kızı Asume’yi soylu bir alenin oğlu ile evlendirir ama çift geçinemez, kral üzülür, kızar, adamlarına cezalandırılmaları emri verir. Bu mağaranın en uç noktasında ölüme terk edilirler. Geçen günler süresince çift bu mağaradaki şifalı suyla beslenir, bu arada ne olduysa birbirlerine karşı sevgileri başlar, büyüyen sevgileri ışık olur, mağaranın çıkışını gösterir. Bu nedenle bu mağarayı ziyaret eden karı-kocalar aynı yastıkta kocar, sevgililerin ise hiç ayrı düşmediği söylenir olmuş…
Gezinin Fotoğrafları:
Burdur İnsuyu mağarası
27 Eylül 2008 Cumartesi
Burdur ve Burdur evi ya da Baki Bey Konağı Etnografya Müzesi
Burdur ve Burdur evi ya da Baki Bey Konağı Etnografya Müzesi
Tarif ettikleri üzere ana yola çıkıp derenin diğer tarafında olan konağa ara köprüyü geçerek ulaştık. İçerisi de diğeri gibi farklı ve güzeldi. İlgilinin öğle mesaisi nedeni ile, henüz gelmediği söylenince yakınlarda olan İnsuyu mağarasına gidip dönüşte uğramayı planladık. Yaklaşık 13 km. uzaklıkta olan mağarayı ziyarete gidip gezdikten sonra geri geldik.
Geldiğimizde ilgili kişinin genç ve girişken biri olması, bize açıklayıcı bilgileri üşenmeden aktarması, sorduğumuz sorular üzerine daha çok ilgilenmesine yol açtı.
Bu da diğeri gibi 17.inci y.y. Osmanlı sivil mimarisinin ender güzel örneklerinden. Tapu kaydı Raşit bey adına kayıtlı görünmesine rağmen dedesi ya da babası tarafından yapıldığı düşünülmekteymiş.
İki katlı olan yapını bir kısmı daha önceleri yıkılmış, oldukça yüksek olan üst kata taş merdivenlerle çıkılıyor. Alt katta eskiden ahır, ambar gibi kullanılan odalar vardı.
İkinci kat ahşap direkli, sivri kemerli ve ahşap tırabzanlarla çevrili bir eyvan sofa ile bahçeye bakıyor. Sofanın tavanı, dönemin zengin ahşap işçiliği ile, çatı saçakları da ahşap oyma işçiliği ile bezendirilmişti. En güzel oda gene başodaydı. Odanın tavanı, yüklük kapakları, pencere pervazları altın-gümüş varaklarla ve kalem işi süslemelerle bezenmişti. Vitraylar süslemeleri tamamlamıştı. Motifler genel olarak devrin bitkisel süsüleme özelliklerini yansıtıyordu. Başodadan sonra iki küçük oda daha vardı, aynı albenili süslemeler de buralarda da mevcuttu.
Odalardan birinde duvara gömülü yapılmış dolaplardan birinde üzeri bir tahta kapakla açılıp kapanan küçük bir banyo ya da abdest almak için kullanılabilecek bir yer yapılmıştı. Buna benzer yapılanmalar bizlerin eski evlerinde de bulunurdu.
Diğer bir küçük odada, yerel olarak kullanılan kumaşların yapıldığı tezgahlar, buralarda üretilmiş olan kumaşlar, bunlardan yapılmış olan elbiseler, mutfak kap ve malzemeleri bulunuyordu.
Alt katta bir tarafta eskiden kullanılmış olan demirci körüğü, diğer tarafında ise kumaş, halı örme tezgahı, bir köşede kalmış içi boş bir sandık gelenleri karşılıyordu.
Bahçede oturacak yerler ve ortada bir kuyu, kenarında eskiden etlerin asılıp kuyuya sarkıtıldığı demirden askılar, üzerinde artık meyvesi kalmamış olan dut ağacı da gölgeliği sağlıyordu.
Konakla aynı bahçede ama karşı tarafında buluna bir yapıyı gittik. Baki Bey konağı bahçesinde yer alan bu binanın adı Çelikbaşlar Evi’ymiş. İki katlı olup, ilk katı taş ikinci katı ahşap – kâgirden yapılmıştı, ikinci kat cumbalıydı. Girişte alt kattaki tüm odaların açıldığı geniş bir sofa vardı. İlk katta 5 ikinci katta 6 oda bulunuyor. Bina çok sayıda pencere ile aydınlık bir hale getirilmişti.
İl kültür ve turizm müdürlüğü olarak kullanılıyormuş. Burası da özgün yerel üretimlerin yapılıp satışa sunulduğu yermiş. Hanımlar incelemelerini yaparken biz ilgili görevli kişi (Sayın Ahmet ÖZTÜRK) ile sohbete daldık. Kendi çabası ile hazırlamış olduğu kişisel web sayfa adresini verdi, ayrıca burası ile ilgili hazırlanmış bir de cd takdim etti, Burdur hakkında birçokta kaynak broşür ve kitap verdi. Bizde kendi web adreslerimizi verdik.
Dışarıda bulunan geniş giriş holünde yede duran alçıya sarılmış malzemeleri görünce sorduğumda çok ilginç bir cevap aldık. Meğer bunlar asırlar önce yaşamış bir hayvanın dişi ile bazı kemikleriymiş. Dişin boyu en az 3,5 – 4 metre kadardı, diğer kemiklerin ölçüleri de bundan farklı değildi. Tahmini olarak bir fil ya da mamut benzeri hayvana ait olabileceği yeni bulunduğunu ve henüz tam inceleme ve sonuçlanma olmadığını belirtti. Bu da bizler hele çocuklarımız için çok ilgi çekici ve bilgi arttırıcı oldu.
Burada bulduğumuz Çörekotu kahvesi'nden birkaç paket alarak, veda ve teşekkür edip ayrıldık.
Daha fazla bilgi için:
Ahmet ÖZTÜRK
Burdur Evi Görevlisi
Baki Bey Konağı
Burdur evi ya da Baki Bey Konağı
Tarif ettikleri üzere ana yola çıkıp derenin diğer tarafında olan konağa ara köprüyü geçerek ulaştık. İçerisi de diğeri gibi farklı ve güzeldi. İlgilinin öğle mesaisi nedeni ile, henüz gelmediği söylenince yakınlarda olan İnsuyu mağarasına gidip dönüşte uğramayı planladık. Yaklaşık 13 km. uzaklıkta olan mağarayı ziyarete gidip gezdikten sonra geri geldik.
Geldiğimizde ilgili kişinin genç ve girişken biri olması, bize açıklayıcı bilgileri üşenmeden aktarması, sorduğumuz sorular üzerine daha çok ilgilenmesine yol açtı.
Bu da diğeri gibi 17.inci y.y. Osmanlı sivil mimarisinin ender güzel örneklerinden. Tapu kaydı Raşit bey adına kayıtlı görünmesine rağmen dedesi ya da babası tarafından yapıldığı düşünülmekteymiş.
İki katlı olan yapını bir kısmı daha önceleri yıkılmış, oldukça yüksek olan üst kata taş merdivenlerle çıkılıyor. Alt katta eskiden ahır, ambar gibi kullanılan odalar vardı.
İkinci kat ahşap direkli, sivri kemerli ve ahşap tırabzanlarla çevrili bir eyvan sofa ile bahçeye bakıyor. Sofanın tavanı, dönemin zengin ahşap işçiliği ile, çatı saçakları da ahşap oyma işçiliği ile bezendirilmişti. En güzel oda gene başodaydı. Odanın tavanı, yüklük kapakları, pencere pervazları altın-gümüş varaklarla ve kalem işi süslemelerle bezenmişti. Vitraylar süslemeleri tamamlamıştı. Motifler genel olarak devrin bitkisel süsüleme özelliklerini yansıtıyordu. Başodadan sonra iki küçük oda daha vardı, aynı albenili süslemeler de buralarda da mevcuttu.
Odalardan birinde duvara gömülü yapılmış dolaplardan birinde üzeri bir tahta kapakla açılıp kapanan küçük bir banyo ya da abdest almak için kullanılabilecek bir yer yapılmıştı. Buna benzer yapılanmalar bizlerin eski evlerinde de bulunurdu.
Diğer bir küçük odada, yerel olarak kullanılan kumaşların yapıldığı tezgahlar, buralarda üretilmiş olan kumaşlar, bunlardan yapılmış olan elbiseler, mutfak kap ve malzemeleri bulunuyordu.
Alt katta bir tarafta eskiden kullanılmış olan demirci körüğü, diğer tarafında ise kumaş, halı örme tezgahı, bir köşede kalmış içi boş bir sandık gelenleri karşılıyordu.
Bahçede oturacak yerler ve ortada bir kuyu, kenarında eskiden etlerin asılıp kuyuya sarkıtıldığı demirden askılar, üzerinde artık meyvesi kalmamış olan dut ağacı da gölgeliği sağlıyordu.
Konakla aynı bahçede ama karşı tarafında buluna bir yapıyı gittik. Baki Bey konağı bahçesinde yer alan bu binanın adı Çelikbaşlar Evi’ymiş. İki katlı olup, ilk katı taş ikinci katı ahşap – kâgirden yapılmıştı, ikinci kat cumbalıydı. Girişte alt kattaki tüm odaların açıldığı geniş bir sofa vardı. İlk katta 5 ikinci katta 6 oda bulunuyor. Bina çok sayıda pencere ile aydınlık bir hale getirilmişti.
İl kültür ve turizm müdürlüğü olarak kullanılıyormuş. Burası da özgün yerel üretimlerin yapılıp satışa sunulduğu yermiş. Hanımlar incelemelerini yaparken biz ilgili görevli kişi (Sayın Ahmet ÖZTÜRK) ile sohbete daldık. Kendi çabası ile hazırlamış olduğu kişisel web sayfa adresini verdi, ayrıca burası ile ilgili hazırlanmış bir de cd takdim etti, Burdur hakkında birçokta kaynak broşür ve kitap verdi. Bizde kendi web adreslerimizi verdik.
Dışarıda bulunan geniş giriş holünde yede duran alçıya sarılmış malzemeleri görünce sorduğumda çok ilginç bir cevap aldık. Meğer bunlar asırlar önce yaşamış bir hayvanın dişi ile bazı kemikleriymiş. Dişin boyu en az 3,5 – 4 metre kadardı, diğer kemiklerin ölçüleri de bundan farklı değildi. Tahmini olarak bir fil ya da mamut benzeri hayvana ait olabileceği yeni bulunduğunu ve henüz tam inceleme ve sonuçlanma olmadığını belirtti. Bu da bizler hele çocuklarımız için çok ilgi çekici ve bilgi arttırıcı oldu.
Burada bulduğumuz Çörekotu kahvesi'nden birkaç paket alarak, veda ve teşekkür edip ayrıldık.
Daha fazla bilgi için:
Ahmet ÖZTÜRK
Burdur Evi Görevlisi
Baki Bey Konağı
Burdur evi ya da Baki Bey Konağı
26 Eylül 2008 Cuma
Burdur ve Taşoda Konağı Etnografya Müzesi
Burdur ve Taşoda Konağı Etnografya Müzesi
Şehir içinde gezip eski evleri resimlerken bizi gören bir bey ilgimizi çekebilecek bir yer olduğunu söyleyerek tarif verdi, bulana kadar da uzaktan da olsa ayrılmadı, sağ olsun.
Kapısında Taş oda yazan konağın içine girdiğimizde şaşkınlık daha arttı, o ne güzellikti öyle… Tahmini olarak en erken 17.inci y.y. da yapıldığı düşünülmektedir. İki katlı olarak inşa edilen binada yapı malzemesi olarak taş, kerpiç ve ahşap birlikte kullanılmış. Ahşap korkuluklu merdivenden çıkılan üst katta bulunan sofaya açılan başoda ve 4 oda vardı. Ahşap ve kalem işçiliği, alçı kabartmalar, hat örnekleri ve vitrayları ile ilgi çekiciydi.
Ayrıca bu üst kattaki odalarda giysiler, takılar, bilezikler, el işleme örnekleri, mutfak eşyaları, yazmalar ve yazı takımları sergileniyordu.
Ayrıca Gelin odası, duvarlarda dolap ve rafları ile o zamanın yaşamından bir kesit sunuyor.
Gerek odalarda gerekse sofada tavan ahşap işçiliği ile hem tavan hem yan duvar süslemeleri çok ince el kalem sanat işçiliğinin eseriydi.
Alt katta bulunan giriş odası genişçe, içi yer sedirleri ve saman örgü sandalyeler ile oturma yeri olarak düzenlenmişti.
Alt giriş kat ve bahçe kır kahvesi şeklinde hazırlanmıştı. Bizde oturup bir sabah çayı içelim istedik. Gelen güvelik görevlisi bizlere Çörekotu kahvesi önerdi. Merakla sorup öğrendik, birer bardak sipariş verdik. Tadı Türk kahvesine benzemekle beraber değişik bir tadı ile hoşumuza gitti. Ellerinde fazladan olmadığından alamadık. Birde bize bir başka evi de tarif edip ziyaret etmemizi önerdiler.
Bu vesile ile tüm gönül dostlarımızın mübarek KADİR GECESİ'ni kutluyor, hep birlikte sağlıkla ve hayırlarla dolu daha nicelerine ulaşmalarını diliyoruz.
Şehir içinde gezip eski evleri resimlerken bizi gören bir bey ilgimizi çekebilecek bir yer olduğunu söyleyerek tarif verdi, bulana kadar da uzaktan da olsa ayrılmadı, sağ olsun.
Kapısında Taş oda yazan konağın içine girdiğimizde şaşkınlık daha arttı, o ne güzellikti öyle… Tahmini olarak en erken 17.inci y.y. da yapıldığı düşünülmektedir. İki katlı olarak inşa edilen binada yapı malzemesi olarak taş, kerpiç ve ahşap birlikte kullanılmış. Ahşap korkuluklu merdivenden çıkılan üst katta bulunan sofaya açılan başoda ve 4 oda vardı. Ahşap ve kalem işçiliği, alçı kabartmalar, hat örnekleri ve vitrayları ile ilgi çekiciydi.
Ayrıca bu üst kattaki odalarda giysiler, takılar, bilezikler, el işleme örnekleri, mutfak eşyaları, yazmalar ve yazı takımları sergileniyordu.
Ayrıca Gelin odası, duvarlarda dolap ve rafları ile o zamanın yaşamından bir kesit sunuyor.
Gerek odalarda gerekse sofada tavan ahşap işçiliği ile hem tavan hem yan duvar süslemeleri çok ince el kalem sanat işçiliğinin eseriydi.
Alt katta bulunan giriş odası genişçe, içi yer sedirleri ve saman örgü sandalyeler ile oturma yeri olarak düzenlenmişti.
Alt giriş kat ve bahçe kır kahvesi şeklinde hazırlanmıştı. Bizde oturup bir sabah çayı içelim istedik. Gelen güvelik görevlisi bizlere Çörekotu kahvesi önerdi. Merakla sorup öğrendik, birer bardak sipariş verdik. Tadı Türk kahvesine benzemekle beraber değişik bir tadı ile hoşumuza gitti. Ellerinde fazladan olmadığından alamadık. Birde bize bir başka evi de tarif edip ziyaret etmemizi önerdiler.
Bu vesile ile tüm gönül dostlarımızın mübarek KADİR GECESİ'ni kutluyor, hep birlikte sağlıkla ve hayırlarla dolu daha nicelerine ulaşmalarını diliyoruz.
25 Eylül 2008 Perşembe
Burdur ve Ulu Camii ile Saat kulesi
Burdur ve Ulu Camii ile Saat kulesi
Müzeden çıkıp Pazar mahallesinde yer aldığı söylenen saat kulesini aramaya başladık. Bu arada birçok eski yapım şehir ev sokaklarını da dolaşmış olduk.
Gene aynı yerde bulunan Saat Kulesi, 1936 yılında yapılmış, caminin yaklaşık 10 metre kadar üst tarafında bulunuyor. Kesme taşlarla kare planda yapılmış. İçindeki merdivenlerle çıkılıyor. Zeminden âleme kadar altı boğum halinde daralarak çıkan kulede dördüncü katta her biri şehrin dört yanına bakan dört büyük saat yerleştirilmiş ve bu mekâna şerefe görüntüsü verilmiş. Saatlerin üzerinde ise dört pencereli ve piramidal çatısı âlem ile nihayetlenen bir oda varmış. Yüksekliği 30 m. imiş.
Gene aynı yerde bulunan Hamit oğlu Dündar bey tarafından 1300 yıllarında yaptırılan caminin açık olan bir kapısından içeri girdik. Ferah ve aydınlık yapısı, iç süslemelerdeki kalem işçiliklerinin güzellikleri, hem altta hem de mahfil şeklinde iki tane olanlardan müezzin yerine çıkılan merdivenle üste çıktığımızda caminin iç güzelliği daha belirgin oldu. Tavan ve mahfilin alt kısmında yapılan işçilikler, ince sanat ruhunu çok güzel yansıttığına şahit olduk. Giriş kapısının üzerine yapılan tahta oyma sanatının ustalığı ile ortaya konan kelimeyi şahadet ile Allah ve Muhammed yazıları harikaydı.
Camii kesme blok taşlardan yapılmış. Ahşap tavanlı ve kiremit çatılı. Beden duvarlarında iki sıra halinde sivri kemerli pencereler yer almakta. Mihrap ve minberi mermerden yapılmış. Camiinin kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerinde bulunan iki minaresi kare kaideli silindire yakın çok gen gövdeli olup şerefe altları klasik baklava ve stalâktitlerle (sarkıt) süslenmişti.
Müzeden çıkıp Pazar mahallesinde yer aldığı söylenen saat kulesini aramaya başladık. Bu arada birçok eski yapım şehir ev sokaklarını da dolaşmış olduk.
Gene aynı yerde bulunan Saat Kulesi, 1936 yılında yapılmış, caminin yaklaşık 10 metre kadar üst tarafında bulunuyor. Kesme taşlarla kare planda yapılmış. İçindeki merdivenlerle çıkılıyor. Zeminden âleme kadar altı boğum halinde daralarak çıkan kulede dördüncü katta her biri şehrin dört yanına bakan dört büyük saat yerleştirilmiş ve bu mekâna şerefe görüntüsü verilmiş. Saatlerin üzerinde ise dört pencereli ve piramidal çatısı âlem ile nihayetlenen bir oda varmış. Yüksekliği 30 m. imiş.
Gene aynı yerde bulunan Hamit oğlu Dündar bey tarafından 1300 yıllarında yaptırılan caminin açık olan bir kapısından içeri girdik. Ferah ve aydınlık yapısı, iç süslemelerdeki kalem işçiliklerinin güzellikleri, hem altta hem de mahfil şeklinde iki tane olanlardan müezzin yerine çıkılan merdivenle üste çıktığımızda caminin iç güzelliği daha belirgin oldu. Tavan ve mahfilin alt kısmında yapılan işçilikler, ince sanat ruhunu çok güzel yansıttığına şahit olduk. Giriş kapısının üzerine yapılan tahta oyma sanatının ustalığı ile ortaya konan kelimeyi şahadet ile Allah ve Muhammed yazıları harikaydı.
Camii kesme blok taşlardan yapılmış. Ahşap tavanlı ve kiremit çatılı. Beden duvarlarında iki sıra halinde sivri kemerli pencereler yer almakta. Mihrap ve minberi mermerden yapılmış. Camiinin kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerinde bulunan iki minaresi kare kaideli silindire yakın çok gen gövdeli olup şerefe altları klasik baklava ve stalâktitlerle (sarkıt) süslenmişti.
24 Eylül 2008 Çarşamba
Burdur Müzesi 4.üncü Bölüm
Burdur Müzesi 4.üncü Bölüm
Antik yaşam kalıntı ve buluntuları birbirinden ilginç ve hayret verici güzellikteydi. İmparator heykelleri, Antoninler çeşmesi, ince işçiliğin eserleri cam eşyalar ve bunların yapılma tekniklerini anlatan bilgiler, siyah ve kırmızı figür tekniği ile yapılan Attika (Yunanistan'da bir coğrafi bölge) vazoları, kandiller, yapımı ile fırınlama tekniklerini anlatan açıklayıcı bilgi levhaları zamanımızın nasıl geçtiğini anlamamamıza yol açtı.
Güler yüzlü ve nazik müze personeline bir daha teşekkürlerimizi iletelim…
Sanal olarak gezmek isteyenler için:
burdurarkeoloji
Bahçesine bakmak için:
Burdur Müze Bahçesi
Antik yaşam kalıntı ve buluntuları birbirinden ilginç ve hayret verici güzellikteydi. İmparator heykelleri, Antoninler çeşmesi, ince işçiliğin eserleri cam eşyalar ve bunların yapılma tekniklerini anlatan bilgiler, siyah ve kırmızı figür tekniği ile yapılan Attika (Yunanistan'da bir coğrafi bölge) vazoları, kandiller, yapımı ile fırınlama tekniklerini anlatan açıklayıcı bilgi levhaları zamanımızın nasıl geçtiğini anlamamamıza yol açtı.
Güler yüzlü ve nazik müze personeline bir daha teşekkürlerimizi iletelim…
Sanal olarak gezmek isteyenler için:
burdurarkeoloji
Bahçesine bakmak için:
Burdur Müze Bahçesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
