♥♥♥♥ TÜM GÖNÜL DOSTLARIMIZIN, BLOG SAYFALARINDAN YEMEK VE GEZİ PAYLAŞIMININ VEFALI ARKADAŞLARIMIZIN, MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINI KUTLUYOR, SAĞLIK SIHHAT BİRLİK DİRLİK ESENLİK İÇİNDE DAHA NİCELERİNE SEVENLERİ VE SEVDİKLERİ İLE ULAŞMALARINI DİLİYORUZ... ♥♥♥♥

SEYYAH & SOFRAM...

31 Ekim 2008 Cuma

Saint John Anıtı

Saint John Anıtı

İsa Bey caminden çıktıktan sonra yan duvarının kenarında yukarı doğru yollanarak St.John anıtına çıktık. Arabamızı park eder etmez hemen yanımızda ücret diyen biri bitti !...
Neyse deyip verip içeri girmek için kapısına yöneldik. Kapıda Müze Kart’larımızı gösterip girdik. Yüksek duvarlarla çevrili tepe de yapılmış olan anıt kilise Selçuk Kalesi’nin bulunduğu tepenin güney eteğinde yer alıyor. Bu yapı Efes’teki Bizans Dönemi yapılarının en görkemlisiymiş. Bu tepe üzerinde son günlerini geçiren St. John, öldüğünde de buraya gömülmüş. Mezarın üzerine önce bir anıt dikilmiş, M.S. 4. y.y.'da bu anıtın çevresine çatısı ahşap olan bir kilise yapılmış; yüzyıl sonra da buraya Justinianus (527-565) tarafından halen kalıntıları ayakta duran kubbeli bir bazilika inşa ettirilmiş. Haç planlı yapı avlu, narteks (kiliselerin ön cephesinde bulunan giriş bölümü, merkezden duvar yahut kolonlarla ayrılır. Hıristiyanlığın ilk zamanlarında Hıristiyan olmayanların ancak bu bölüme girmelerine izin verilmiş) ve 5 nefli (kilise yapılarında meydana gelen koridor yapıları) ana kısımdan oluşmakta. St. John'un mezarı en ortadaki kubbeli bölümün altındaymış.




Girişte hafif meyilli yolla yukarı doğru yürümeye başladık. Giriş kapısının arkasından baktığımızda ana girişin iki yanında da bire göz yapılmış olduğun gördük. Yola devam edince sağ tarafta bazilikadan kalan antik buluntuları, ilerleyince de sütunlarla geniş bir avlu, onun içinde de 4 sütunla çevrili küçük bir alan, etrafında geçiş koridorları ile çevrilmiş bağlantılı odalar, zincirle çevrilmiş bir odanın dibinde mozaik yer döşemesi gördük.

Odaların giriş kapılarının tuğlalardan örülme şekli, oda kapılarını tek taşlı olarak 3’lü yapı ile meydana getirilmesi, bir tarafta su küpleri, salonun ortasında vaftiz yeri, bazilikanın altında yapılmış olan yer altı su ve kanalizasyon sistemi, duvarların alt kısmında yıkıntıların son kalıntıları yer alıyordu.Arka kısım bahçesinde ise meyvelerini vermiş olgunlaşmasını bekleyen kaktüsleri görünce aklımız kaldı. Zira bunlar olgunlaşınca o kadar güzel tatları oluyor ki…Giriş avlusuna geldiğimizde bir gurup turistin rehberlerini dinlediğini gördük, bizde ağaçların altında gölgelik bir yer bulup az dinlenelim istedik. Tam bu sırada avlunun kenarında antik kalıntı duvarın üzerine yuva yapmış leyleklerin gösterisine şahit olduk. O kadar insanı umursamadan yuvadan uçtu aralarımızda dolaştı, çocuklar peşlerinden loşunca havalanıp yuvasına döndü. Buradan ayrılıp Artemis tapınağına yollandık.


Fotoğrafları için:
Saint John Anıtı

30 Ekim 2008 Perşembe

İsa Bey Camii

İsa Bey Camii

Selçuk Efes müzesinden ayrılıp, sağa dönünce gördüğümüz yön levhasını takip ederek önce İsa Bey camisini gördük.
Bu yola girmeden önce tam karşımızda 14.üncü y.y. da yapılmış olan Karakol yanı Cami’sini (cami kesme taştan tuğla hatıllı, kare planlı olup, önünde iki sütun ve iki payenin yuvarlak kemerlerle birbirine bağlandığı üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmakta. Yuvarlak kemerli bir kapıdan içerisine girilen caminin üzeri yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülmüş. Kasnağın üzerine sağır nişler yapılmıştır. Bu nişlerin içerisine de yuvarlak kemerli küçük vitraylı pencereler yerleştirilmiş), gene İsa Bey camisine varmadan yolun sağında gene 14.üncü y.y.da yapılmış olan, küçük restore edildiği için ben geçmişe ait bir buluntusuna şahit olamadığım mescit şeklinde Kılıçaslan Camii, tam karşısında ise etrafı tellerle çevrilmiş yıkıntı halinde İse Bey Hamamı (1372 de yapımlı)’nı resimledik.
Yolumuza devam edince dış bahçede İsa Bey’i tasvir eden bir anıt heykeli ile karşılaştık. Yan tarafına arabamızı park edip, camiye yöneldik.
İki taraflı 14’er basamakla çıkıp içeri giriliyor. Merdivenli girişin altında şimdi akmayan suları ile bir çeşmesi de bulunuyor.
1375 yılında inşa edilmiştir. Mimarı Ali Bin Müşeymeş ed-Dımışki’dir. Beylikler dönemi ile Osmanlı mimarisine geçiş aşamasının en tipik örneklerinden biri olup, içerisinde yer aldığı zengin tarihi ve arkeolojik eserler arasında kendisine özgü mimarisi ile bir yer edinmek amacıyla St. Jean Kilisesi'nden tek bir taş dahi alınmadan inşa edilmiş ve neredeyse bu kilise ile boy ölçüşebilecek konumda. Ayrıca Türk mimarisinde ilk defa, 'ikinci cemaat yerine' sahip olmasıyla ayrı bir önem taşıyormuş.
19.uncu y.y. sonlarına doğru kervansaray olarak kullanılmış.
Oldukça geniş bir avluya gene yüksek taç bir kapı girişi ile giriliyor. Kapının üzeri iki renk taşlarla örülerek şekillendirilmiş, üst ön alınlığında da el işçiliğinin ustalığı sergilenmiş. İçi ise spiralli kesme taşa işlenmiş küçük bir kubbe ile tamamlanmıştı.
Kapını hemen girişinde sol tarafta minareye çıkmak için iki kademeli taş merdiven yapılmış, bunlardan çıkılarak yan taraftaki kapıdan minareye çıkılıyor. Ana giriş olan taç kapının üzerine de günümüzde şerefeden yukarısı yıkılmış olan minare yerleştirilmiş. Biz gittiğimizde yıkılmış şerefenin yerinde leylek yuvası içinde de 3 yavru vardı, yukarıdan hem bizi hem de uçma dersi veren annelerini izliyorlardı.
Avludaki arkaya bakan duvarlarda hiç pencere yoktu, diğer yanlardakilerde iki katlı örülmüş, üst kattakiler açık, alttakiler kapalıydı.
Ortada avluyu çevreleyen antik sütunlar, ortada sekizgen bir havuz, ana girişin dışında batı ve kuzeyden de giriş sağlayan ama şimdi kilitli olan kuzeydekinde 10 diğerinde 15 basamakla inilip çıkılan kapıları mevcuttu.
İçinde ise 4 büyük granit sütun, bunların üzerinde 2 büyük kubbe, içleri büyük kısmı dökülmüş çinileri, sade bir mihrabı, yenilenmede yerleştirilmiş olduğunu düşündüğümüz minberi ile huzur veren iç yapısı vardı.
İç avlunun arka duvarına oralarda yatanların (sanırım) mezar taşları dayandırılarak sergileniyordu.


Bahçenin ara tarafına doğru bir de iğde ağacı vardı ki gölgesinde kuşlar cıvıldıyordu.
Bizlerde kendimize anı fotoğraflarımızı çekerek buradan ayrıldık.
Daha sonra çıktığımız St.John anıtından da burasının ve yavru leyleklerin yukarıdan resimlerini çektik.


Fotoğrafları için:
İsa Bey Camii

29 Ekim 2008 Çarşamba

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun ...


Cumhuriyet Bayramımız, bu ülkeye ait olduğunu düşünen; bu ülke için bir çivi çakan ve bu ülke için canını feda edebilecek herkese kutlu olsun !!!


Başka "Cumhuriyet"e ihtiyaç yok...

28 Ekim 2008 Salı

Blogger erişime açıldı



Blogger erişime açıldı

hakkımız olanı aldık:-)))yayına devam

(Alıntı)
Geçtiğimiz cuma günü erişime kapatılan Blogger'ın yasağı bugün öğle saatlerinde kaldırıldı. Siteye erişim yeniden engellenebilir.

Blogger.com'un 4 günlük yasaklanma macerası nihayet sona erdi. Artık herkes blog'una giriş yapabilir. Chip.com.tr'nin Google Türkiye'den aldığı bilgiye göre, geçtiğimiz Cuma günü Türkiye'den erişime kapatılan www.blogger.com, 4 günlük yasaklama macerasından sonra tekrar özgürlüğüne kavuştu. Bilindiği gibi popüler blog sitesi Blogger, Lig TV'den yapılan şikayet üzerine erişime kapatılmıştı.

Kararın kaldırılma nedeni ise şimdilik "delillerin yetersiz olması ve yeni delillerin toplanma isteği" olarak açıklandı. Eğer bir gelişme olmazsa, bir süre sonra aynı yasağın tekrar gündeme gelmesi de beklenebilir...

Birçok yasaklı site arasına Blogger'ın da eklenmesi, belki de bugüne kadar gösterilen en büyük tepkiyi de beraberinde getirmişti.

(Chip.com.tr)

26 Ekim 2008 Pazar

Biz halk olarak ''BECERİRİZ''...



Millet olarak birşeyin cılkını çıkarmakta üstümüze yoktur herhalde. Girdiğimiz her işin içine eder bırakırız. Birileri işe yarar, insanlığa faydalı birşeyler yaptı mı hemen kolpasını, sahtesini, artık orjinaline dair olmayan ne varsa onu çıkarırız. Biri hakkımızda gerçekte olsa olumsuz bir fikir beyanında bulundu mu hemen karşı cephe açar, savaş açarız. Biz böyle bir milletiz işte, bizden iyisini hazmedemiyoruz. Bize yapılan eleştirileri de hazmedemiyoruz. Hatta bu hazmedememenin neticesinde çoğu zaman kurunun yanında yaşı da yakarız ve bize göre yaptığımız herşeye değmiş ve sorun kökten halledilmiştir. Halbuki kendi kendimizi kandırdığımızın biz de farkındayızdır.

Son zamanlarda bu bahsettiğim şeylerin en bariz örneğinin internet dünyasında sık sık görmeye başladık. İlk olarak youtube‘un bir kaç densizin yüklediği videolar yüzünden tüm Türkiye’de yasaklanması ile başladı bu silsile. Aslında bu olay o tarihten sonra olacaklarında habercisiydi ancak ben gibi çoğumuz bunun farkında değildik. Youtube’un ardından Google groups, Wordpress ve daha hatırlamadığım bir çok dünya çapında yaygın olarak kullanılan hizmetler Türk kullanıcılarının hizmet erişimine Türk mahkemeleri tarafından kapatıldı. Kimler geldi kimler geçti bu yasak çemberinden diye düşündüğümüzde aslında olayın ciddiyetini daha iyi kavramış olacağız. Bir kişinin isteği üzerine milyonlarca insan bir hizmetten mahrum bırakılıyor. En son yasak kurbanı ise ne yazık ki milyonlarca blog yazarının bulunduğu Blogger oldu. Artık her sabah kalkıp düzenli olarak girdiğimiz bir sitede veya hizmette, bir sabah kalkıp da o beyaz fonda kabus gibi duran kırmızı fonlu yazıları görme korkularıyla başbaşayız saolsunlar. Gerçek dünya da bizleri rahat bırakmadıkları gibi sanal dünyada artık özgür değiliz. Özgürlüğümüzü öyle ya da böyle bir yolunu bulup kısıtlamak adamların hobisi haline geldi.

Yasaklara karşı silahımız ilk başlarda dns ve ağ ayarlarında bir kaç ufak değişiklikti ancak belli bir süre sonra o da işe yaramadı ve imdadımıza ninja gibi proxy siteleri yetişti. Başta ktunnel, vtunnel ve ntunnel vardı ancak artık a’dan-z’ye kadar herhangi bir harfi tunnel başına koyun girin bu hale geldi:)….olsun amaç hizmet olduktan sonra çoğalmaları internet kullanıcıları açısından daha iyi. Velhasılı kelam istedikleri kadar yasak koysunlar, demokrasilerde çare tükense bile internette çare tükenmez bunu da iyi bilsinler….

alıntı:
BECERİRİZ

24 Ekim 2008 Cuma

NİHAYET BU DA OLDU....



NİHAYET BU DA OLDU....
KİM NE YAPTI İSE....
YAPILANLARIN KARŞILIĞINDA BLOGGER'E DE TÜRKİYE'DEN ERİŞİM MAHKEME KARARI İLE ENGELLENMİŞ....
BİZLERİN YILLARIN BİRİKİMLERİMİZE DE ERİŞİMİMİZ ENGELLENMİŞ OLUYOR....
YILARDIR KENDİ ARASINDA ÇIKARSIZ PAYLAŞIMLARI İLE BİRBİRİNE ULAŞMIŞ,
SAYILARINI BİZLERİN DAHİ BİLEMEYECEĞİ KADAR KİŞİYİ DE MAĞDUR ETMİŞ OLDULAR....
YAZILACAK SÖYLENECEK ÇOK ŞEY VAR DA....
İŞTE....
SÖZ'ÜN BİTTİĞİ YERDE SESSİZLİK BAŞLIYOR....
AMA...
''KABULLENME' OLARAK ''KABULLENİLMEMELİ''....
TEKRAR GÖRÜŞÜNCEYE KADAR...
BAKALIM...
NE ZAMAN'mış...

Ege Gezisi _ Ressam Oğuz Aydın

Ege Gezisi _ Ressam Oğuz Aydın

Selçuk müzesinde olaşırken giriş holünde çok hoşumuza giden bir de resim sergisi gördük. Bu gezimiz esnasında rastladığımız en güzel anlardan biriydi. Kendisi ile uzun ve sıcak bir sohbetimiz oldu.




Derler ya, sançtı genelde hepimizin içinde olan ses, görüntü, yontu gibi güzellikleri, bizlerin beceremediği nitelik ve nicelikte görünür, dinlenir, seyredilir hale getiren, çeviren, eser üretenler için söylenen sanatçı sözü bu benzeri kişiler için söylenir ama bana göre çoğu için az bir tanımlama olur.
Yıllar boyu verilen emeklerin bizleri geliştirdiği söylenir, sanatçının içindeki var olan cevher de yıllar içinde elmasın işlenmesi gibi değer kazanıyor.
Sayın Oğuz Aydın’la sohbetimizde de bunu bir kere daha anlayıp gördüm.
Güzel sohbeti için kendilerine buradan bir kere daha teşekkürlerimizi iletirken, verdiği eserlerin daha nice sergilerde (ki bu 37.inci sergisiymiş) gün yüzü görmesini diliyoruz.
Saygılarımızla…