♥♥♥♥ TÜM GÖNÜL DOSTLARIMIZIN, BLOG SAYFALARINDAN YEMEK VE GEZİ PAYLAŞIMININ VEFALI ARKADAŞLARIMIZIN, MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINI KUTLUYOR, SAĞLIK SIHHAT BİRLİK DİRLİK ESENLİK İÇİNDE DAHA NİCELERİNE SEVENLERİ VE SEVDİKLERİ İLE ULAŞMALARINI DİLİYORUZ... ♥♥♥♥

SEYYAH & SOFRAM...

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Anamurium 3

Anamurium 3



Ören yerinin günümüze kadar gelen yapılarının çoğunluğu M.S. 1.yüzyıl sonrasına tarihlendiriliyor.

Geç dönemlere ait tiyatro, odeon, palaestra, hamam, su kemerleri, kiliseler görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Kentin dağa doğru olan yamacının bulunduğu alanda ise sayıları 350′ye varan mezarlıklar bulunuyor.

Ayrıca Anamur burnunun kuzeydoğu yakasında, ortalama 250 metre genişliğinde, güneyden kuzeye doğru uzanan 1700 metre uzunluğundaki eğimli bir arazi üzerinde Roma-Bizans kenti var.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Anamurium 2

Anamurium 2





Anamurium

Kentin ne zaman kurulduğuna dair herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı gibi, Roma imparatorluk Çağı öncesine giden kalıntılara da bugüne kadar henüz rastlanmamıştır.
Fakat, ilk olarak Hititliler tarafından MÖ 12. yüzyılda kurulmuş olduğu sanılmaktadır.
Kentin adı sadece bir liman listesinde geçtiği için, MÖ 4. yüzyılda var olduğu bilinmektedir.
Anamurium'un adının "rüzgarlı yer" anlamında kullanıldığı da antik kaynaklarca ifade edilir.
MS l. yüzyılda kentin çevresine ilk surların yapıldığı, bir süre Kommagene Kralı Antiochos'un (38-72) yönetimine bırakıldığı tarihi bilgiler arasındadır.
Daha sonra, Romalılar’ın egemenliği altına girmiştir.
Kıbrıs'a yakın olması nedeniyle, özellikle Romalılar zamanında bir ara istasyon konumunda olan Anamurium, aynı zamanda kara yoluyla Toroslar'daki en önemli Roma kentlerinden biri olan Germanikopolis (Ermenek) ile bağlantılıydı.
Böylece, bölgedeki doğal kaynakların ihraç edildiği önemli bir ticaret kenti olmuştu.
Anamurium, MS 260 da Sasaniler tarafından ele geçirilmiş.
4. ve 5. yüzyıllarda korsanlar tarafında sık sık tahrip edilmiş.
Bizans döneminde de piskoposluk merkezi olmuş.
MS 650 yılında Arap akınlarına uğrayan kent, bu tarihten sonra terk edilir.
12. ve 13. yüzyıllarda Anadolu Selçuklularının Mamure Kalesini ele geçirmelerinden sonra, bölge Türk egemenliğine girer.
Anamurium 19. yüzyılda İngiliz Francis Beaufort'un Akdeniz'de yaptığı Keşifler sonucunda batı dünyasına tanıtılmıştır.
1960 yılında Toronto Üniversitesinden Elisabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından kazılar başlatılmıştır.
Daha sonra Kanada'lı Prof. James Russel tarafından kazılar ve diğer bilimsel çalışmalar sürdürülmüş 2000 yılında kazılara son verilmiştir.
Kalıntılar Anamurium kumsalından başlıyor ve tepeye doğru tırmanıyor.
Anamurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölüme ayrılır.
En göz alıcı yapıları surlar, 3 adet hamam, 60 m. genişliğinde tamamlanamamış bir tiyatro, 900 kişilik oturma yeri bulunan odeon (konser salonu) ve paleastra aşağı kenttedir.
Liman Caddesi'nin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların bir kısmı müzede sergilenmektedir.
Müzede sergilenen mozaikler içerisinde; barışçı kral Isaah adına düzenlenmiş mozaikte, palmiyenin iki yanında yer alan leopar ve oğlak betimlemesi nekropol kilisesi tabanında bulunmuştur.

Nekropol (Şehir Mezarlığı)
Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş örneklerinden biridir.
Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır.
Genel olarak mezarlarda lahit odası, ziyaret mekanı ve diğer eklenti mekanları yer alır.
Beşik tonozlu en eski mezarların temelleri büyük kireç taşlarından inşa edilmiştir.
Nekropol'de görülen ikinci mezar tipinde geleneksel plana eklenti mekanlar oluşturulmuştur.
Üçüncü mezar tipi ise bir bahçe içerisinde eski tip mezarlara yeni bir ünite olarak eklenmiş yapılardan Anamurium Nekropol meydana gelir.
Bunların dışında edikula formunda, dört cephesi kemerli ve kesik koni biçiminde mezar tipleri de yer alır.

Hamam
Anamurium’un en iyi korunmuş yapısı, Anamurium hamamı, Romalılar zamanında yapılmıştır.
Zemini mozaiklerle kaplı, iki katlı olan hamamın giriş kapısı önündeki yazıtta şöyle yazılıdır: "Hamama hoş geldiniz, iyi temizleniniz".

Odeon
Odeon, Anamurium harabeleri içerisinde, denizden 500 m uzaklıkta sol tarafta bulunmaktadır.
Roma tarzındaki oturma yerleri, yarım daire şeklinde taştan kademeli olarak yapılmıştır.
Odeon'un orkestra yerinin tamamı mozaiklerle kaplıdır.
Platformun her iki yanında "paradoi" veya "paradoks" denilen iki giriş kapısı bulunmaktadır.
Bu kapılar konser salonuna girişi sağladığı gibi sanatçıların da salona girişini sağlamaktaydı.

Tiyatro
Kentin yukarı kesiminde yer alan tiyatrodan günümüze sadece duvarlar kalmış.
Surlar
500 m genişliği ve 1.7 km uzunluğu olan kenti, çepeçevre surlar çevreliyor.
Surlar, yolun sonunda tepeye kadar çıkıyor ve kentin akropolünü de çevreliyor.
Surların bu bölümü oldukça iyi durumda.

Müze
Müzede sergilenen Anamurium buluntularının en ilginç grubunu pişmiş toprak insan yüzlü yağ kandilleri oluşturur.
Bunun dışında süs eşyalarından oluşan bronz ve kemikten yapılmış bazı mezar armağanları, Roma çağına ait olan tunçtan yapılmış tanrıça Athena biçimli bir kantar ağırlığı, Bizans çağına ait halk sanatını yansıtan çeşitli malzemelerden yapılmış objeler diğer önemli buluntular arasında yer alır.
Anamurium kumsalı ünlü caretta caretta kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktıkları 17 Akdeniz kumsalından biri olma özelliğine de sahiptir.


24 Temmuz 2010 Cumartesi

Anamurium 1

Anamurium 1





Anamurium 1

Antik dönemde Roma ve Yunan kenti, büyük bir ticaret merkezi bir liman şehriydi.Toroslardan kesilen keresteler limandan Akdeniz'in doğu medeniyetlerine Fenikelilere ve Mısır'a satılırdı.Zaman zaman korsan saldırılarıyla zor durumda kalan kent halkı iç bölgelere bugünkü Ören beldesine ve eski adı Çorak olan Anamur ilçe merkezine taşınınca kent terk edilmiş, Bizans'ın sona ermesiyle de kullanılmaz olup harabeye dönmüştür.11. yüzyılda yöreye gelen Türkler de kente ilgi göstermemişlerdir.Bugün kentte hala Odeon,hamam,zindan ve yüzlerce ev ve mozaikler sapasağlamdır. Odeon'da ara sıra konserler verilmekteymiş.

**
ANAMURİUM/ANEMOURİON Kenti antik KİLİKİA bölgesi kentlerinden.Konumu ve dokusu ile çok ilginç araştırmaların sonucu bir sürü soru işareti ile dolu, gezenleri ben dahil şaşırtan,çok etkileyici bir yerleşim...
Prof.Dr.Bilge UMAR adın aslının LUVİ dilinden ANNİMURA olma ihtimalini güçlü görüyor.MA -URA ve ANNİ ise luvi -hitit dillerinde "anne"anlamına gelmekte olduğu için Anadoludaki benzerleri ile de bağlantı kurulması hiç zor değil.Yalnız anai kökünün yamaç anlamına geldiğini de düşünmeliyiz.Deniz kenarında yamaç izlenimi veren bir kent burası.
Kısaca yine özbeöz bir Anadolu yerleşimi ile karşı karşıyayız.Ve yer yer oldukça sağlam ve ilginç kalıntıları ile de ANEMOURİON'un ayrı bir gizemi,sihiri var.

20 Temmuz 2010 Salı

Damlataş Mağarası

Damlataş Mağarası


Damlataş Mağarası, Alanya'nın içinde ve deniz kıyısında bulunmaktadır. Merkeze 3 km. uzaklıktadır. Toplam uzunluğu 30 m. olan mağara; kuru ve yatay mağara tipindedir. 200 m'lik bir alanı kaplamaktadır. Çok sayıda sarkıt ve dikitin eşsiz bir görüntü verdiği mağara, 15 m. yüksekliktedir.

Birbirinden güzel binlerce sarkıt ve dikitlerle süslü bu mağara hemen koruma altına alınıp mağara hakkında araştırmalara başlanmıştır.

Damlataş Mağarası hakkında ilk araştırmalar, Galip Dere tarafından yapıldı. Galip Dere, gazetelerin birinde 2. Dünya Savaşı zamanında atılan gaz bombalarından korunmak için bir mağaraya sığınan Almanlar’ın içinde astımlı olanların şifa bulduklarına dair bir haber okur. Mağaranın sağlık açısından faydası konusunda resmi incelemeler başlar. Doktor ve kimyagerlerden oluşan ekibin incelemelerinden sonra mağaranın astıma iyi geldiği tespit edilir.

Damlataş Mağarası'nın kapısından içeri girince 45-50 m. uzunluğunda bir geçit, 13-14 m. çapında ve 15 m. yüksekliğinde silindirik bir boşluk, ayrıca 15000 senede oluşmuş sütunlar vardır. Mağaranın iki katlı olan boşluğu 2500 metreküp hava ihtiva etmektedir. İçindeki ısı yaz-kış 22.3 derecedir. Mutlak nem 19.6 derece nispi nem %98'dir. Mağara dış tesirlerden arınmış olup havasında bol miktarda asit karbonik vardır. Hava basıncı deniz seviyesinden biraz aşağıda olmasına rağmen 760 mm.'dir. Mağara boşluğunun tamamı 180-200 metrekaredir. Mağara etrafındaki kalınlık 10 m.'yi bulduğu için çökme ihtimali yoktur. Senenin 5-6 ayında devamlı damlar.

Damlataş Mağarası'nın Tıbbi Fonksiyonu: Mağaranın astıma iyi gelen dört vasfı olduğu tespit edilmiştir. Mağaranın ortamında bulunan normalden 8-10 misli fazla karbondioksit, yüksek oranda nem, alçak sühunet, radyoaktivite gibi unsurların ilk ikisinin astıma iyi geldiği, diğer ikisinin de yardımcı faktör olarak kabul edildiği bilinmektedir. Alanya'ya astım tedavisi için gelen hastaların, öncelikle bir doktordan mağaraya girmesinde bir sakınca olmadığına dair rapor alarak, mağaranın ilgili memuruna başvurması gerekmektedir. Tedavi süresince sembolik bir ücret ödenir.

Damlataş Mağarası turizme açıktır.

18 Temmuz 2010 Pazar

Alanya Kalesi Yolu ve Manzaralar

Alanya Kalesi Yolu ve Manzaralar


Alanya

Alanya Kuzeyinde Toros Dağları Güneyinde Akdeniz’in bulunduğu küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Antik çağda Pamfilya ve Klikya arasındaki çizgide yer aldığı için bazen Pamfilya bazen de Klikya olarak anılmıştır.

Alanya'nın ilk iskanı ile ilgili kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Prof Dr Kılınç KÖKTEN ‘in 1957 yılında Kent merkezine 12 Km uzaklıkta yer alan Kadıini Mağarasında yaptığı araştırmalar, bölge tarihinin Üst Paleolitik (M.Ö.20,000,-17,000,) dönemine kadar uzandığını göstermektedir.

Alanya’nın ilk kez ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu henüz bilinmemektedir. Kentin bilinen en eski adı Korakesium dur. Bizans döneminde ise Kalanoros ismi verilmiştir. 13, YY da Anadolu Selçuklu Hükümdarlarından 1, Allaaddin Keykubat’ın (1200-1237) kaleyi alması ile şehrin ismini Alaiye olarak değiştirmiştir. 1935 yılında Kenti ziyaret eden Atatürk ise Alanya adını vermiştir. (Korekesium’dan İlk kez bahseden M.Ö.4, Yüzyıl antik coğrafyacılarından Scylax’dır Bu dönemde bölge Anadolu’nun önemli bir bölümünü istila eden Perslerin egemenliği altındadır. Daha sonra ünlü antik çağ yazarı Strabon, Piri Reis, Seyyep, İbn-i Batuta ve Evliya çelebi bölgeyi gezen seyyahlar olup eserlerinde kentten bahsetmektedirler.

Bölgenin ilk çağları ve Bizans dönemi hakkında fazla bilgimiz yoktur.M.S.7.yüzyılda arap akınları sırasında kent savunması daha da önem kazanmış,akınlara karşı korunmak amacıyla kale yapımlarına öncelik verilmiştir.Bu nedenle Alanya ve çevresindeki pek çok kale ve kilise M.S.6 ve 7.yüzyıla tarihlenmektedir.

Anadolu Selçuklu hükümdarlarından 1. Alaaddin Keykubad, Alanya kalesinde hüküm süren ve hristiyan sülalelerinden olan Kyr Vart’ ı 1221 yılında yenilgiye uğratarak Kaleyi ele geçirmiştir. Hükümdar kendi adına burada bir saray yaptırmıştır.Selçuklu’lar başkent Konya’nın yanısıra Alanya’yı ikinci bir başkent ve kışlık merkez olarak kullanarak imar faaliyetlerinde bulunmuşlardır.

1243’deki Moğol saldırıları 1277’de Mısır Memlüklerinin Anadolu’ya girmeleri Selçukluları yıpratmış, 1300 yılında Selçuklu Devleti parçalanmış ve bölge Karamanoğulları tarafından beşbin altın karşılığında Memlük Sultanına satılmış daha sonra 1471 yılında Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlı Devleti sınırları içerisine alınmıştır.

Alanya, Tarsus ile birlikte 1571 yılında Kıbrıs eyaletine bağlanmış,1864 yılında ise,Konya vilayetinin sancağı olmuştur. 1868 yılında Antalya’ya bağlanmış, 1871 yılında bu ilin ilçesi olmuştur.