♥♥♥♥ TÜM GÖNÜL DOSTLARIMIZIN, BLOG SAYFALARINDAN YEMEK VE GEZİ PAYLAŞIMININ VEFALI ARKADAŞLARIMIZIN, MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINI KUTLUYOR, SAĞLIK SIHHAT BİRLİK DİRLİK ESENLİK İÇİNDE DAHA NİCELERİNE SEVENLERİ VE SEVDİKLERİ İLE ULAŞMALARINI DİLİYORUZ... ♥♥♥♥

SEYYAH & SOFRAM...

8 Kasım 2009 Pazar

Pamukkale Hierapolis Antik Kent Gezisi

Pamukkale Hierapolis Antik Kent Gezisi

Bu sene gene Pamukkale müzesini gezerken zamanın yetmediğini, görevlilerin öğle mesai arası geldiği için kapanacağını anons etmeleri ile haberdar olduk. Geçen sene de mesaiye yetişemediğimiz için gezemediğimiz müzeyi terk etmek zorunda kaldık.
Neredeyse birçok yazımızda hep yazdığımız gibi, hiç olmazsa yazın turizm mevsimi olarak kabul edilen dönemlerde müzelerin mesaisinin devamlılığının sağlanmasını dile getiriyoruz. Bu nedenle birçok ilde birçok müzeyi ziyaret edemedik. Bakalım bu durum ne zaman arzu ettiğimiz gibi olacak !...
Neyse, gene böyle müze gezimizi aceleye getirip öğle mesaisi için eksik bitirip çıkmak zorunda kalınca, travertenlerin üst ön kısmında bulunan banklara oturup hem dinlenmek hem de manzarayı seyretmek istedik.
O arada, valilik il özel idare tarafından görevlendirilmiş akülü gezi ve seyir arabasını görüp, Antik kenti gezebilmek için ücretimizi ödeyip (kişi 1 tl.) bindik.
Eski Pamukkale Hierapolis Antik kentinin kalıntılarını, nekropolünü, yaklaşık 1 km uzunluğundaki kentin en önemli ve geniş ana caddesini, Agora’nın yıkıntılarını, sütun gövdeleri, zeytinyağı üretim alanlarını ve antik tiyatroyu seyrederek gezdik. Gezerken sürücü görevli bey bir yandan da bizlere bilgiler aktardı, yönelttiğimiz sorulara cevaplar verdi, konuya hakim ve bilgi sahibi olması bizim de yeni bilgiler edinmemize vesile oldu.

Aslında o yorgunluğun üzerine bu araçla gezmek iyi oldu, gidecek olanların bunu da not almalarını istiyoruz.
Araçla gezerken çekebildiğimiz görüntüleri de sizlerle paylaşalım.



6 Kasım 2009 Cuma

Pamukkale müze ve tarihi yerleri

Pamukkale müze ve tarihi yerleri

Travertenlerin bulunduğu tepenin üst kısmında bulunan Hierapolis Kentinin en büyük yapılarından biri olan Roma Hamamı, 1984 yılından bu yana Hierapolis Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermekte.


Müzede Hierapolis kazılarından çıkan eserlerin yanında Laodikeia , Colossae, Tripolis, Attuda gibi Lycos (Çürüksu vadisi) kentlerinden gelen eserler de bulunmaktadır. Ayrıca Tunç Çağı’nın en güzel örneklerini veren Beycesultan Höyüğü’nden elde edilen eserler müzenin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Caria, Pisidya ve Lidya bölgelerindeki bazı yerleşimlerden ortaya çıkarılan eserler Hierapolis Müzesi’nde toplanmış ve sergilenmektedir. Hierapolis Hamamının bölümlerinden olan üç kapalı mekan ile doğu bitişiğindeki kütüphane ve gymnasium olarak bilinen açık mekanlar müze teşhir alanları olarak düzenlenmiştir. Açık teşhirde sergilenen eserler daha çok mermer ve taş eserlerdir.

Hierapolis ve Laodikeia kazılarından çıkan eserlerden oluşmakta olan Lahitler ve Heykeller Salonu, İ.Ö. IV. binden beri birçok uygarlığa damgasını vuran küçük buluntular sergilenmekte olan Küçük Eserler Salonu, Hierapolis Tiyatrosu’nun sahne binasının fasadını (önyüz, cephe) süsleyen eserlerin birçoğu restore edilerek sergilendiği Hierapolis Tiyatrosu Buluntuları Salonu bulunmaktadır.

Karahayıt yolu tarafından girilecek olursa antik kentin girişinde kral mezarları ile gladyatör lahitleri bulunuyor. Ayrıca eski yerleşimin değişik yerlerine dağılmış durumda bulunan kalıntı ve buluntuların yanında kayaların üzerinde termal suyun dağılımını sağlayan kanalların da açılmış olduğu görülebilmektedir.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Denizli – Karahayıt

Denizli – Karahayıt

Sabah otelde kahvaltı yaptıktan sonra gezip planlarımızı yaparken, Karahayıt'ı görüp görmediğimiz sordular. Bilmediğimizi görünce muhakkak görmemizi önerdiler ve yolunu tarif ettiler.
Tarif edilen yolu takip ederek Karahayıt Kasabası içinde bulunan, Denizli’ye 23 km, Pamukkalenin yaklaşık 5 km. kuzeyindeki, Kırmızı su travertenleri 60 derece sıcaklıkta çıkan termal su çevresinde oluşmuş. Termal suyun içindeki maden oksitleri nedeniyle kırmızı, yeşil ve beyaz renkli traverten tabakaları oluşturmaktadır. Yakın zamana kadar daha çok iç turizme hizmet veren Karahayıt kaplıcaları artan konaklama tesisleri ile önem kazanmış ve Pamukkale'den sonra turizmdeki yerini almış. Karahayıt kırmızısu travertenleri yaklaşık 500 m² lik bir alanda bir parkın içinde yer alıyor. Bize göre doğal güzelliği bakımından ilin görülmeye değer önemli turizm beldelerinden birisi.
Gerek ulaşımın kolay olması gerekse ev tipi pansiyonlar ve apartlardan 5 yıldızlı pansiyonlara kadar her bütçe ve konfora uygun konaklama seçeneklerinin olması bu kaplıcaları çok cazip kılıyor. Dolaşırken gördüğümüz fiatlar oldukça uygun ve cazipti. Bazı oteller kahvaltı dahil 35 tl. fiatlar asılmıştı. Hatta bazılarında çift kişi daha uygun olanları da vardı.


Hem kaplıca suyu hem de çamuru kullanılıyormuş. Radyoaktivitesi yüksek olan kaplıca suları, kalp, damar sertliği, yüksek tansiyon, romatizma-siyatik, deri sinir, lumbago, gibi hastalıklarla uyuz, sivilce, kaşıntı gibi deri hastalıklarına karşı tamamlayıcı tedavisinde olumlu etkileri görülmekteymiş.
Çamur içerdiği bio minaraller vitaminler humik asit linginin humin petkin özellikleri cildi yenileyen hücreleri harekete geçiriyor ve cilde doğal bir güzelliğe kavuşturuyormuş. Derideki atık toksinler atılıyor artık derilerin vücut tarafından atılması sağlanıyormuş.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Pamukkale ve travertenler

Pamukkale ve travertenler


Denizli ilinde bulunan Türkiye'nin en tanınmış doğa harikası olan Pamukkale, yeraltı kaynak sularının içerdiği kireçten oluşmuş havuzları ile yerli yabancı birçok insan ilgisini çekiyor. 2700 metre uzunluğunda ve 160 m yüksekliktedir. Parlak beyaz rengiyle Pamukkale'yi 20 km uzaklıktan dahi görmek mümkün. Denizli tarafından Pamukkale yoluna girilince karayolundan çok net görülebilmektedir.
Eskiden var olan oteller kamulaştırılarak alanlar temizlenmiş, düzenlenmiş ziyarete ve gezilmeye çok daha uygun hale getirilmiş.
Su kaynaklarından su sevki planlanarak küçük havuzların daha da beyazlaşması sağlanmış. Üst kısma yapılan parklardaki düzenlemelerde bulunan banklarda oturarak etrafı, ovayı ve yol ile travertenlerin arasına alt tarafına yapılmış büyükçe seyir ve yüzme havuzları seyredilebiliniyor.



**

Edindiğimiz Bilgiler:

Traverten sözcüğü, İtalya’da geniş traverten çökeltilerinin bulunduğu Tvoli’nin, Roma zamanındaki adı ‘Tivertino’dan gelmektedir. Traverten çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kayadır. Pamukkale termal kaynağını meydana getiren jeolojik olaylar geniş bir bölgeyi etkilemiştir. Bu bölgede sıcaklıkları 35 – 100 °C arasında değişen 17 sıcak su alanı bulunmaktadır. Pamukkale termal kaynağı, bölgesel potansiyel içindeki bir ünitedir. Kaynak, antik devirlerden beri kullanılmaktadır. Termal su kaynaktan çıktıktan sonra, 320 m uzunluğunda bir kanal ile traverten başına gelmekte ve buradan 60-70 metrelik kısmı çökelmenin olduğu traverten katlarına dökülür. Burada su, ortalama 240-300 m yol kat eder. Kat kat havuzcuklarında ve kat kat seddelerinde, çökelmekte olan kalsiyum karbonat, başlangıçta bir jel halindedir. Zaman içerisinde sertleşmekte ve ‘Traverten’ olmaktadır.
Termal kaynak suyunun, normal şartlara dönüşmeye çabalaması çökelmeye ve traverten oluşumuna sebep olmaktadır. Termal sudaki kalsiyum bikarbonatın aşırı miktarda bulunması ve suyun yüzeye çıkışı sonucu karbondioksit açığa çıkar ve kalsiyum karbonat çökelir. Çökelme termal sudaki karbondioksitin havadaki karbondioksit dengeye gelinceye kadar devam etmektedir.

Beyazlığın oluşumunda, hava şartları, ısı kaybı, akışın yayılımı ve süresi etkilidir. Yerinde yapılan analizlerde, kaynak başındaki suyun karbondioksit miktarı ortalama 725mg/1 iken, suyun travertenleri terk ettiğinde bu miktar 145mg/1'e düşmektedir. Keza kalsiyum bikarbonat da benzer şekilde 1200 mg/1'den 400 mg/1'e düşmektedir. Keza Ca 576/8mg/1'e düşmektedir. Bu analiz sonucuna göre, 1lt. sudan traverten üzerine 499.9mg. CaCO 3 çökelmektedir. Bu miktar 1 1/sn. su için günde 43191g. çökelme demektir. Ortalama yoğunluğu 1.48g/cm 3 alan kaplar. Suyun ortalama debisi 466.21/sn. olduğuna göre 13584m 2 alan beyazlatılabilecektir. Pratikte bu şartları yerine getirmek güçtür. Ancak bu teorik yaklaşıma göre yılda 1mm. kalınlığında 4.9km kare alan beyazlatılabilir.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Pamukkale Aliş Kır Lokantası ve Göreme Hotel

Pamukkale Aliş Kır Lokantası ve Göreme Hotel

Geçen seneki gezimizde de Pamukkale’yi dolaşırken müzenin açık olduğu saatleri kaçırdığımızdan tekrar aşağı tarafa inip Denizli’ye dönerken yol kenarında görüp girdiğimiz ve gerek hizmet, gerek temizlik gerekse sunulan tadları beğendiğimizden gene aynı yere (ALİŞ) uğramak istedik. Daha önceden kendileri ile haberleştiğimizden, sağ olsunlar, bizlere kalacak yerde ayarlamışlardı.
Akşam üzerine doğru ulaşabildiğimiz ALİŞ’te meğer bizleri bekliyorlarmış. Otantik ve yerel Anadolu kültürünü yansıtan mekânlarında bir bölüme oturup yorgunluk atmaya niyetlendik. Bu arada hoş geldiniz faslından sonra sohbete başladık. Bize hazırlanan masa da yok yoktu. Yerel ev yapımı siyah zeytin, gene ev yapımı çökelek, ev yapımı turşular, süzme yoğurt, tereyağı, domates biber söğüş tabakları, tabi yanında demli çaylarla sıcak saç yufka ekmekleri… Üzerine de Ali beyin annesinin yaptığı gözleme, kuyu kebabı ve mantıları afiyetle götürdük.
Bizim için yer ayırttıkları Göreme Hotel 'e gidip odalarımıza
yerleştik.




Şirin bir bahçe içinde, yörenin termal suyu ile doldurulmuş yüzme havuzunun kenar kısmında iki katlı, temiz ve ailecek kalınabilecek, ferah havadar bir mekandı. Arabamızı bahçesine park edip odalarımıza çıkıp yorgunluk atıp bahçeye indiğimizde bizler için demlenmiş çaylarımızı içip bir yandan sohbet edip bir yandan da çektiğimiz fotoğrafları bilgisayara yükleyip, netten gelen e-postalarımıza bakıp, geç saatlere kadar oturduk.

İki gece bir buçuk gün geçirdiğimiz bu mekanlarda fiatları da çok uygundu.

29 Ekim 2009 Perşembe

Denizli Akhan Kervansarayı

Denizli Akhan Kervansarayı

Denizli - Afyon karayolu üzerinde giderken hemen yolun sağ kısmında görülebilecek olan yapı günümüzde şehir çıkışında yer alıyor gerçi görünüşte içinde kalmış gibiydi.
Anadolu Selçuklularının batıdaki son kervansaraylarından biri olan ve iki kitabesi bulunan (biri ana kapının diğeri de iç kısımdaki geniş hol şeklindeki han girişinin kapısında) Akhan sultan hanları şemasına uyan bir hanmış. Yapılan araştırmalar sonucu, Anadolu'da yaklaşık 200 han ve kervansaray olduğu tespit edilmiş.
Dışarıdan restore edilmiş gibi görünmekle birlikte içine girip dolaştığımızda ye daha tam bitmemiş ya da kadirşinas insanımızı katkıları ile eski haline getirilme konusunda katkılarda bulunulmakta !... Bazen yolumuz üzerinde gördüğümüz bu gibi yerlerin bir kısmının kapalı olmasına kızıyoruz ama bu gibi görüntüleri görmektense kapalı kalsa mı daha iyi olur diye de düşünmekten kendimiz alamıyoruz.


Bu kervansaraylar, 11. yüzyılda Selçuklu Türkleri'nin Anadolu'ya yerleşmeye başladıklarında inşa ettikleri ilk yapıların bir bölümünü kervansaraylar oluşturuyormuş. Bunlar yolcular için güvenlikli bir yer, deve kervanları için ise iyi birer istasyonmuş. Başlıca ticaret yolları boyunca birbirlerinden en fazla 40 kilometre uzaklıkta, yani deve hızıyla günde dokuz saatlik aralarla inşa edilmişler. Ticaret kervanlarını ve bunların taşıdığı yükleri haydutlardan korumak için birer kale gibi yapılan bu yapılar, aynı zamanda askerler için de gece konaklama yeri olarak ta kullanılmışlar. Şehir ve kasabalarda kurulan ticaret hanlarından farklı olarak, kervansaraylar vakıf binalarıymış. Yolcular üç günlüğüne vakfın konuğu olur, yatak, yiyecek ve hayvanların bakımı ve yemleri için ücret alınmazmış. Bir kervansarayın yapısı, yüklü develerin geçebileceği kadar büyük, genellikle zengin bir biçimde süslenmiş, fakat sağlam tek bir kapısı bulunan dörtgen bir avludan meydana getirilmiş. Avlunun etrafı genişçe odaların bulunduğu galerilerle çevrili olurmuş. Daha küçük ölçekli kervansaraylara ise "Han" denilirmiş.
Kapalı olan kısmı 1253 (H.651) yılında, avlu 1254 (H.652) de tamamlanmış. Yaptıran Vali Seyfettin Karasungur Bin Abdullah olup, kitabesinde II. İzzettin Keykavus'un adı da geçmekteymiş.
Kervansaray açık ve kapalı bölümlerden yapılanmış, toplam 1.100 m²'lik bir alan üzerine oturmakta olup, kare bir avlu ve derinlemesine dikdörtgen bir holden meydana gelmiş.
Avlunun girişinin sağ tarafındaki bölümde, iki katlı mekanlar, bir eyvan ve iki kapalı birim yer almasına rağmen, diğer tarafta revaklar ve kapalı mekana bitişik tonozlu iki mekan yer almaktaydı.
Han'ın avlu portali geometrik ve plastik süslemeleri ile oldukça görkemliydi. Portalde görülen en önemli özellik ise, figürlü süslemelere sahip olmasıdır. Büyük ölçekli güvercin ve küçük ölçekli geyik, sfenks, kartal, aslan, ejder vb. hayvan figürleri, gamalı hac motiflerinin aralarına yerleştirilmiş, oldukça grift bir süsleme oluşturulmuş.
Giriş kapısının her iki tarafında taşa işlenerek yerleştirilmiş bulunan güvercin figürleri sanki yüzeyde poz veriyormuş edasıyla durgun bir halde “biblo” görünümündeydi. Kapının her iki tarafında da yer alan geometrik şekiller bir uyum içinde, taş işçiliğinde yerini almış. Gene iki tarafta yer alan namazgah şeklinde içe doğru gövdelenmiş, kenarlarında sütüncelerin yer aldığı yapımın üst kısmında midye şeklinde figür, her iki tarafında da 8 yapraklı çiçek motifi, üst kenar kısmında da sanki triglifleri andıran yumuşak çizgilerle kenarlandırılmış motifler yer alıyordu. Farklı renkler taşların ve mermerlerin kullanıldığı geniş ve ferah yapının daha da güzelleştirilmesi dileği ile, yolu düşecek olanların ziyaretini beklediğini söyleyelim.

27 Ekim 2009 Salı

Oğlakçı köyü

Oğlakçı köyü

Ankara’dan yola çıkıp 77 km. mesafedeki Polatlıya giderken, yaklaşık ortalarda (Polatlıya 35 km. kala) yolun sağ tarafında tipik Anadolu köylerinin evlerinin benzerlerini görünce durup köye girdik.


Yaklaşık 100 yıl önce kurulmuş olan köy, Mülk Köyü ile birlikte konuşlanmışken, ortasından akarsu ve Ankara – Eskişehir otoyolunu geçmesi ile ikiye ayrılmış. Oğlakçı köyü şanlı tarihiyle kahraman insanlarıyla birçok savaşlarda yer almış ülke savunmasında büyük görevler üstlenmiş.
Köyün nüfusu 1990 lı yıllardan itibaren genç nüfusun kentlere göçmesiyle giderek azalmış.
Köy Anadolu Türkmen kültürünün sahip olup insanları misafir sever ve sıcak kanlıdır, düğün nişan gibi özel günlerde giyilen yöreye özgü giysiler (Sarka ve Sefahir) ve takılar bunun en güzel örneklerindendir. Köy son yıllar büyük kentlere aşırı göç verdiğinden nüfusu oldukça azalmıştır.
Köy Anadolu Türkmen kültürüne sahip olup insanları misafir sever ve sıcakkanlıydı, cami yanındaki çeşmenin yanında büyük çınar ağacının altında sohbet eden yaşlı iki köylünün anlatımları ile bilgilendik.
1981 yılında Toprak-İskan tarafından köy camisi onarılmış, yan tarafında bulunan tarihi çeşme kitabesi üzerinde Hicri 1231 (Miladi 1815 -1816) yılı kazınmıştı.
Köy içinde biraz gezinip birkaç görüntü aldık. Halen içinde yaşayanların olduğu evler gibi ne yazık ki terk edilmiş evleri de görüp resimledik. Bazı evlerin ocakları, avluları harabeye dönmüştü.
İnşallah bir sonraki uğramamızda bu evleri en az diğerleri kadar bakıma alınırda, yol üstü geçerken uğrayıp birer ayranlarını içmek kısmet olur.