Rabbim dara düşünce "SABIR"
sabrı bulunca "ŞÜKÜR"
şükre erince "RAHMET"
rahmete dalınca "SEVGİ" sini

ihsan eyleyip;
gönlünden geçeni avuçlarına
döksün.
AMİN
Bir tevekkül istiyorum Rabbim:
sana giden yollarımı açan,
yüreğime bir fetih,
hasretlerime bir vuslat..
Fazlından bir tevekkül istiyorum
ey Rabbim beni sana bağlayan,
yalnız sana, sadece sana..
Kandilimiz Mübarek Olsun

20 Kasım 2009 Cuma

Muğla’dan görüntüler

Muğla’dan görüntüler

Şehre girip arabamızı merkezi bir yerde ana yolun yan taraflarının otopark olarak kullanılan yere park edip yürüyerek etrafı dolaşmaya başladık. Bu gezimiz esnasında çektiğimiz bazı görüntüleri sizlerle paylaşalım.


18 Kasım 2009 Çarşamba

Muğla İsmet tayyaresi

Muğla İsmet tayyaresi

Muğla’ya girerken, Muğla Belediyesi tarafından kentin girişine Uğur mumcu Bulvarı ile Atatürk Bulvarı’nın kesiştiği döner kavşağa konulmuş olan maket uçağı görünce hemen durup resimledik ve hakkında bilgi edinmeye çalıştık.
Kurtuluş savaşında Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmasında büyük rol oynayan ve halen İzmir Gaziemir’deki Hava Teknik Okullar Komutanlığı’nda sergilenen "İsmet Tayyaresi" isimli De-Hawilland- 9 tipi uçağın orijinal boyutlardaki maketinin yapımı yaklaşık iki ay sürmüş. İngiltere Uçak Müzesi’nden alınan çizimler ve ODTÜ uçak mühendislerinin katkısıyla 9 kişilik (İsmet Tayyaresi’nin maketinin belediye personeli tarafından kısa sürede bitirilerek) ekipler tarafından yapımı 2 ay süren maketin Muğla Belediyesi tarafından tıpkı yapımı gerçekleştirilmiş.


İSMET TAYYARESİNİN ÖYKÜSÜ
Ulusal Kurtuluş Savaşının en sıcak günlerinin yaşandığı 1921 yılının Temmuz ayı sonlarında Kuşadası’na zorunlu iniş yapan bir Yunan uçağı yöredeki köylüler tarafından el konularak Söke’ye getirildi. Söke’de Türk Jandarması ile İtalyan işgal güçleri arasındaki gergin görüşmelerden sonra uçağa Türk Jandarması tarafından el konuldu. 57. Fırka Komutanı Miralay Şevik Aker, Muğla Belediye Başkanı Ragıp Zorbas ve Muğla Milletvekillerinin talebi ve eş güdümünde uçağın Muğla’ya taşınması kararlaştırıldı. Uçak Vecihi (Hürkuş) Bey ve Hamdi (Koşman) Beyin gözetiminde Muğla’ya nakledildi. 12 gün süren zorlu yolculuk sırasında uçağın tekerlekleri kanat ve motoru hasar gördü. Hasar gören uçak Muğla’da marangoz Mehmet Köseoğlu, tüfekçi Emir Bekiroğlu, Sadık (Aral) ile Demirci Madan’ın Salih Madanoğlu ve makinist Eşref Usta’nın çabaları ile uçuşa hazır hale gelmiştir. İtalyanlardan sağlanan motor yağı ve uçak benzini ile uçurulan Tayyare 19 Ağustos’ta deneme uçuşu yapmış, 21 Ağustos tarihinde Akşehir, 23 Ağustos tarihinde Batı Cephesi Komutanlığı’nın talimatı ile Ankara’ya gelmiştir. Ankara havaalanında uçağın kuyruğu ve gövdesinin iki yanına Türk Tayyaresi olduğunu gösteren işaretler yapılmış, Vecihi beyin teklifi ile uçağa batı cephesi komutanı İsmet Bey’in adı verilmiştir. Uçak 24 Ağustos sabahı Ankara’dan havalanarak Sakarya Savaşına katılmak üzere cepheye gönderildi.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Denizli Kale (Tabea) eski kale

Denizli Kale (Tabea) eski kale

Pamukkale’den çıkıp Denizli – Muğla yoluna çıkıp yollandık. Yol üzerinde Kale ilçesini görüp içine girip biraz dolaştık. Tipik bir Anadolu kasabası görünümümde olan ilçeden ayrılıp birkaç km. gittikten sonra yolun sağ tarafında gördüğümüz önce sarı sonra da kahverengi yön levhasını görünce bir bakalım dedik.
Genel olarak bu gibi işaretleri gördüğümüzde eğer üzerinde mesafe yani km. yazıyorsa, yakınlığına göre ya da zamanımız uygunsa muhakkak girip bir ziyaret etmeye çalışıyoruz ki birçok levhalarda ne yazık ki yazmıyor !... Burada da yön levhasında 1 km. yazınca yola saptık. Önce jısa bir eski yapım tek kemerli taş bir köprüden geçtik. Sert zeminli toprak ama araba ile gitmeye müsait bir yoldu.
Yolun hemen baş tarafında sağda seyir için sıralar yapılmış, orta kısmı çim, etrafı çitlerle çevrili bir alan gördük. Hemen ilerisinde tek başına bir minare ve onun 100 -200 metre kadar ilerisinde ikinci bir cami gördük.
Tek başına duran minare yanına gittiğimizde, yıkılmış bir cami alanı, çevre duvar kalıntıları, giriş kapı mermer eşiği ile ilk ve son cemaat yerleri belli olan kalıntıları vardı. Tek merdivenle şerefesine çıkılan, su basmanın üzerine çift katlı dikdörtgen kaide yapı üzerine, yivli burmalı verev işlenmiş taş işçiliği ile bir çember üzerine yığma kesme taşlarla örülmüş minare gövdesi, korkulukları yıkılmış şerefesi, tepesinde külahı, külahın üzerinde fener asmak için yapılmış bir kol, iç içe geçmiş çift hilalli alemi ile bir bütün halindeydi.
Buradan daha ileride olan yenilenmiş hali ile adının Cevher Paşa Cami olduğunu öğrendiğimiz camiye gittik. Cami tamamen yenilenmiş, girişteki tahta köşeli el oyması şekillendirilmiş sütunlar, son cemaat yeri ve ana kapı girişi eski kalem işi teknikle boyanmış, yazı panoları oluşturulmuştu. Kapının üzerindeki yazı bandında Hicri 1235 tarihi okunmaktadır, bu da miladi 1819 – 1820 yıllarına denk geliyor. Kapısı kilitli olduğu için içini göremedik. Ama netten bulduğumuz birkaç resmi de ekliyorum.
Bu arada yapılan yenileme çalışmalarında gözden kaçan ya da önemsenmeyen cami önünde bulunan bazı mezarların ve mezar taşlarının tahrip edilmiş veya zamana yenilmiş hali ile kırık ve parçalı olarak bulunması bizleri ayrıca üzdü.




Edindiğimiz bilgiler;
Bugünkü Kale ilçesinin güney bitişiğinde bulunan ve günümüzde terk edilmiş durumdaki "Eski Kale" adıyla anılan doğal kayalığın üzerinde kurulmuş olan yerin adına Tabae (Tabai, Taba) olarak rastlanmaktadır. Yazıtlarında Tabenon olarak görülür. Tabae'nin ilk kuruluşu hakkında kesin belgeler bulunmamakla beraber, yüzeydeki kalıntılar ile birlikte yöre ile ilgili çeşitli kaynaklar Hellenistik dönemden önceki Karyalılar zamanından beri var olduğunu göstermektedir. Bu yerleşim kesintisiz olarak Karya, Hellen, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı şeklinde devam etmiştir.
Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmeyen antik Tabae kentinin Büyük İskender’in Makedonya İmparatorluğu’ndan sonra kurulduğu tahmin edilmektedir. Büyük bir ihtimalle Tabaenon adli kişi tarafından kurulduğu ve bu ismi aldığı sanılmaktadır.
Tabenos-Tabenon-Tabea, (bugünkü adıyla Kale) 12. yy. baslarında Mirza Bey tarafından fethedildikten sonra, bir Türk yurdu oldu. Evliya Çelebi ve Ibn-i Batuta yazdıkları eserlerde bu bölgeden bahsetmişlerdir.
Evliya Çelebi`nin, 17. yüzyılda burada han, çarşı ve camiler olduğunu yazdığını, ama çoğu günümüze gelememiş. Burası 1954`te doğal afet bölgesi ilan edilerek, zamanın idaresi tarafından halkın ovaya inmesi talep edilmiş. Bu göç, 1965 yılına kadar sürmüş. Halk giderken evlerinin taşlarını ve ahşaplarını da götürmüş, bu yüzden mesken olarak hiçbir şey göremiyoruz. Sadece evlerin temelleri var.


14 Kasım 2009 Cumartesi

Pamukkale’de gece

Pamukkale’de gece

Sabahtan beri gezip dolaşmaktan hem yorulduk hem de açıktık. Önce kır lokantası ALİŞ’e gidip akşam yemeklerimizi yiyip, üzerine demli çay ve kahvelerimizi içip epeyi bir sohbet ettik. Otele dönüp biraz dinlenip gece görünüşlerinin fotoğraflarını çekmek üzere taravertenlerin alt tarafında yolun hemen yanına yapılan parka gittik.
Hava kararmaya başlamasından gurup zamanından tam karardığı zamanlarını resimlemeye çalıştık. Tabi bizlerde ailecek bol bol çekildik.
Bu arada makineye ayak koyup karşısına geçip çekilmek istediğimizde park görevlisinin yanımıza gelip yasak olduğunu söylemesi ile bir yaşımıza daha girdik. Gerçi ülkemizde her zaman yeni yeni kurallar öğrenmek o kadar kolay ki !...
Meğer fotoğraf makinesine ayak (tripod) koyup resim çekmek istersek bu profesyonel resim çekmeye giriyormuş ve Denizli Valiliğinin ve Pamukkale Kaymakamlığının emri ile yasaklanmışmış….
Ne diyelim şimdi !?...


(ÖNEMLİ NOT: BU RESİMLER AYAKSIZ (TRİPODSUZ), AMATÖRCE VE ANI AMAÇLI ÇEKİLMİŞTİR. BU PAYLAŞIMDAN HERHANGİ BİR ŞEKİLDE GELİR ELDE ETMEK AMAÇLANMAMIŞTIR !...)




12 Kasım 2009 Perşembe

Pamukkale Antik satış mağazası

Pamukkale Antik satış mağazası

Müzesini, antik kenti ve antik havuzu dolaştıktan sonra, müze alanının karşı tarafında ağaçlar altında bulunan satış mağazasını de ziyaret ettik. İçinde bulunan el emeği göz nuru cam-deri-tahta eserlerin yanında imitasyon ürünlerin de sergilenip satıldığı, ferah ve güzel döşenip planlanmış olan mekandan, gerek ürünlerin göz alıcılığı gerek ise çalışanların da yakın ilgisi ile biraz zor ayrıldık.

10 Kasım 2009 Salı

Pamukkale Hierapolis Antik Havuz

Pamukkale Hierapolis Antik Havuz

Akülü araç ile gezimizin sonunda bizi Antik Havuz önünde bırakmasını rica ettik. Teşekkür edip indiğimiz araçtan Antik Havuz’a giriş yaptık. İsteyenlerin kabinlerde üstünü değiştirip havuza girebildiğini, isteyenlerin havuz kenarında bulunan kafetaryada oturup sıcak soğuk bir şeyler içip veya yemek üzere yarı açık ve kapalı mekanlarda oturabildiğini gördük.

Meğer özellikle Roma İmparatorluğu Dönemi’nde Hierapolis ve çevresi tam bir sağlık merkezi durumundaymış. O yıllarda antik kente ve etrafına kurulan 15’ten fazla hamama binlerce insan gelir ve sağlıklarına kavuşurlarmıştı. Bugün antik havuzu meydana getiren İ.S. VII. Yüzyılda oluşan depremmiş. Sütunlu caddenin yanında yer alan sivil agoraya ait ion düzeninde yapılmış olan (İ.S. I.yy) portik (üstü örtülü, önü sütunlu açık galeri) bu deprem sonucunda oluşan kırık içinde meydana gelen havuzun içine yıkılmış.

Antik Havuz, suyun sıcaklığı nedeni ile rahatlatıcı bir etkiye sahip olmasının yanı sıra, birçok hastalığın tedavisi konusunda da etkiliymiş. Bu konuda yapılan araştırmalara göre Antik Havuz’un suyu, kalp hastalığı, damar sertliği, tansiyon, romatizma, deri, göz, raşitizm, felç, sinir ve damar hastalıklarına, içildiğinde de spazmlı midelere çok iyi gelmekteymiş. Bu da Roma Dönemi’nden itibaren Antik Havuz’un etrafında sürekli olarak sağlık merkezlerinin kurulmasının nedenini açık bir şekilde ortaya koymaktaymış.


Kleopatra’nın havuzu olarakta adlandırılan bu havuzun suyu hakkında edindiğimiz bilgiler:
Termal havuzdaki su sıcaklığı 36 C°- 57 C°, PH değeri 5,8, radon değeri 1480 piccocuri/ litredir. Kaplıca suları, bikarbonatlı, sülfatlı, kalsiyumlu, karbondioksitli, kısmen demirli ve radyoaktif bir bileşime sahiptir. Aynı zamanda buradaki sular banyo ve içme kürlerine de elverişli olup, 2430 MG/litre eriyik mineral değerine sahiptir.

08 Kasım 2009 Pazar

Pamukkale Hierapolis Antik Kent Gezisi

Pamukkale Hierapolis Antik Kent Gezisi

Bu sene gene Pamukkale müzesini gezerken zamanın yetmediğini, görevlilerin öğle mesai arası geldiği için kapanacağını anons etmeleri ile haberdar olduk. Geçen sene de mesaiye yetişemediğimiz için gezemediğimiz müzeyi terk etmek zorunda kaldık.
Neredeyse birçok yazımızda hep yazdığımız gibi, hiç olmazsa yazın turizm mevsimi olarak kabul edilen dönemlerde müzelerin mesaisinin devamlılığının sağlanmasını dile getiriyoruz. Bu nedenle birçok ilde birçok müzeyi ziyaret edemedik. Bakalım bu durum ne zaman arzu ettiğimiz gibi olacak !...
Neyse, gene böyle müze gezimizi aceleye getirip öğle mesaisi için eksik bitirip çıkmak zorunda kalınca, travertenlerin üst ön kısmında bulunan banklara oturup hem dinlenmek hem de manzarayı seyretmek istedik.
O arada, valilik il özel idare tarafından görevlendirilmiş akülü gezi ve seyir arabasını görüp, Antik kenti gezebilmek için ücretimizi ödeyip (kişi 1 tl.) bindik.
Eski Pamukkale Hierapolis Antik kentinin kalıntılarını, nekropolünü, yaklaşık 1 km uzunluğundaki kentin en önemli ve geniş ana caddesini, Agora’nın yıkıntılarını, sütun gövdeleri, zeytinyağı üretim alanlarını ve antik tiyatroyu seyrederek gezdik. Gezerken sürücü görevli bey bir yandan da bizlere bilgiler aktardı, yönelttiğimiz sorulara cevaplar verdi, konuya hakim ve bilgi sahibi olması bizim de yeni bilgiler edinmemize vesile oldu.

Aslında o yorgunluğun üzerine bu araçla gezmek iyi oldu, gidecek olanların bunu da not almalarını istiyoruz.
Araçla gezerken çekebildiğimiz görüntüleri de sizlerle paylaşalım.