♥♥♥♥ TÜM GÖNÜL DOSTLARIMIZIN, BLOG SAYFALARINDAN YEMEK VE GEZİ PAYLAŞIMININ VEFALI ARKADAŞLARIMIZIN, MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINI KUTLUYOR, SAĞLIK SIHHAT BİRLİK DİRLİK ESENLİK İÇİNDE DAHA NİCELERİNE SEVENLERİ VE SEVDİKLERİ İLE ULAŞMALARINI DİLİYORUZ... ♥♥♥♥

SEYYAH & SOFRAM...

30 Haziran 2008 Pazartesi

Ankara Kitap Fuarı

Ankara Kitap Fuarı

Sabah erkenden hastaneye gidip tahliller için kan verdikten sonra neticelerin çıkması için zamana ihtiyaç olması nedeni ile bir boşluk oldu. Arkadaşlar Ankara kitap fuarı olduğunu, bu zaman içinde orayı ziyaret edebileceğimizi söylediler. Bizim de hoşumuza giden bu öneri ile doğru oraya yollandık.
Erken gittiğimizden her taraf sakin ve nispeten boştu. Giriş kısmında yerel ve yöresel gıdaların sergilenip satıldığı bir mekan da yapmışlar. Çeşitli gözlemeler, börekler, mantılar, ev işi pastalar, birçok farklı değişik tatlılar, yanında da çay, meyve suyu ya da ayran eşliğinde, oturacak yerlerde yapmışlar, isteyenlere servis yapıyorlardı. Sabahın o saatlerinde de bayağı çekiciydiler hani.
Bir sonraki tezgahlarda da yöresel tadlar sergileniyordu. Antakya mutfağından kömbe, birçok değişik baharat katılması ile yapılan bir çeşit çökelek olan SÜLK, gene Hatay yöresinden yeşil taze zeytinler, nar ekşileri (nar ekşisi sosu ya da suyu değil ha…) , turunç reçelleri, ceviz reçelleri, peksimet tarzında pişirilmiş kahke simitleri, is dumanında ve güneşte kurutulmuş domatesler, Antakya’nın biberli ekmeği ile taze zahter(taze yeşil kekik) vardı. Yanında ki Malatya yöresinden pestiller ve cevizli sucuklar ile kayısı kuruları vardı.
Çıkışta bunlardan epeyi bir miktar almadan edemedik tabi….
İçeri girdiğimizde birçok sergi daha açılmamıştı, bir ilköğretim sınıfı öğretmenleri ile birlikte görmeye gelmişlerdi.
Bu arada daha önce diğer sayfamızda yayınlamış olduğumuz ( Fosil Sergisi – Geçmişin İzleri ) küçük bir fosil sergisini de görüp ziyaret etme şansımız oldu.
Gene bizim temaşa sanatımızın bir dalı olan kukla sanatından örneklerin sergilendiği sergi başında, bunu icra eden kişilerle güzel bir sohbetimiz de oldu.
İşte o görüntüler…

18 Haziran 2008 Çarşamba

Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi 1

Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi

Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi Ankara’da Ankara Kalesi’nin tam karşısında görkemli ve tarihi binasında yer alıyor. Ticari geçmişin simgelerinden biri olan bu tarihi yapı, sanayi objeleri koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.
Biraz zamanımız vardı, arkadaşlarımızın önerisi ile kaleye çıkalım dedik. Dolaşırken karşımıza çıkan müzeyi de görünce girip gezip görelim istedik.

2003 yılında başlanıp 2005 yılına kadar süren restorasyon çalışmasında han, aslına sadık kalınarak sağlamlaştırılmış, avlunun üzeri cam ile kapatılarak koruma altına alınmış. Çengelhan, Nisan 2005’te Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı’na bağlı bir müze olarak ziyarete açılmış.

İlk girişte bizi karşılayan deri germe makinesi, restore çalışmaları esnasında bodrum katında bulunmuş. Gene kapı önünde buluna demir traktör ise zaman içinde teknolojik gelişimin bir başka örneği idi. İlk girdiğimiz maket trenlerin bulunduğu odalarda 1847 ile 1922 yıllarında kullanılmış dökme demir tuvalet konulmuştu. Ayrıca bu rayları döşeyenlerin kalabileceği, içinde kalınabilecek bir vagon maketinde model ev ilginçti. Diğer nesnelerde, yıllar içinde tren ulaşımında kullanılan araçların gelişimini görmek mümkün.

Edindiğimiz bilgiler:
Çengelhan, Kanunî Sultan Süleyman döneminde, Mihrimah Sultan’ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522–1523 yıllarında yaptırılmıştır. Beş yüz yıla yakın bir süre önce inşa edilmesine rağmen günümüze kadar ayakta kalabilen Çengelhan, Ankara’nın Hanlar Bölgesi’nde özgünlüğünü bugüne kadar koruyabilen ender yapılardandır.
Çengelhan, tipik bir Anadolu kervansarayı, başka bir deyişle avlusunda pazaryeri bulunan bir otel, olarak inşa edilmiştir. 16. ve 17. yüzyıllarda uluslararası bir sanayi ve ticaret merkezine dönüşen Ankara’nın başlıca hanları arasında yer almıştır. Zamanın en büyük ve en pahalı hanlarından biri olan Çengelhan, 26 odası ile hizmet vermiştir. 20. yüzyılın ilk yarısında handa çeşitli dokumalar, tiftik ürünleri, urgan, kuru bakliyat, hububat, nalburiye malzemeleri, işlenmemiş deri ve at arabaları için koşum takımları satan dükkânlar bulunmaktaydı. Han, 1990ların sonunda terk edilmeden önce, tiftik, yapağı ve ham deri toptan satışlarının yapıldığı bir tabakhane ve yün deposu olarak kullanılmıştır.

Çengelhan’ın kapısının üstünde sivri beşik tonozlu bir eyvan bulunuyor. Duvarları Roma dönemini yansıtan üç sıra tuğla hatıl ve bir sıra kaba yontu taşı kullanılarak almaşık teknikle örülmüş. Çatısı alaturka kiremit olan Han, kareye yakın dikdörtgen planlı mimari yapısıyla klasik Osmanlı kent içi hanlarının güzel bir örneği olduğu söylendi.
(NOT: Bundan sonraki 10 gün boyunca müze ile ilgili diğer fotoğrafların slayt filmlerini yayınlayacağım, umarız beğeninizi kazanır...)

17 Haziran 2008 Salı

Ankara’ya doğru…

Ankara’ya doğru…

Zaman zaman sağlık kontrollerimiz için mecburen Ankara’ya gittiğimizi, sayfalarımızı takip eden ve bizi yakından bilen dostlarımız biliyorlardır.
Genelde yolculuklarımızda sakin, yavaş, etrafı inceleyip seyrederek, ilginç ve farklı gördüğümüz görüntülerin fotoğraflarını çekerek, zamanımız varsa da yol üstü uğranılacak yerlere geçeriz.
Bu yolculuğumuzda, uzun zamandır istememize rağmen çekemediğimiz cumhuriyet dönemi yapılan bir köprünün resmini de çekme şansımız oldu. Hele baharın canlılığının yeni başladığı o günlerde, zirvelerde bulunan karlarda ilgimizi çekti.
Bu seferde yolculuğumuz esnasında baharın renkleri yeni yeni ortaya çıkmaya başlamıştı. Toprağın kırmızısı, dalların tomurcuklanması, dal uçlarının yapraklanması, çiçeklerin kendine has seyre doyum olmayan renk ve görünümleri, gökyüzünün aydınlığı ile bulutların şekillenmeleri, objektifimize takılanlar arasındaydı.
Sizleri o görüntülerin, bize göre seyirliklerini, beğenmeniz umuduyla sizlerle paylaşalım…


16 Haziran 2008 Pazartesi

Kaktüs (Echinopsis oxygona) 5

Kaktüs (Echinopsis oxygona) 5

Ve ertesi gün akşam üzerine doğru yavaş yavaş çiçeğin yaprakları toplanmaya başladı. Uçları yukarı ve içe doğru kapanmaya başladı. Kapanırken bile aytrı bir güzeldi. bir yandan çiçeğin yaprakları topanırken boynunu da bükmeye başladı.
Seneye tekrar açması dileği ile sizlerle beraber uğurlayalım...

(Not: Geçen sene gene bu zamanlarda açmış olan aynı kaktüsümüzün blogcu sayfalarında yayınlanmış olduğumuz görüntüleri için arzu edenlere: Kaktüs Çiçeği_1 )

15 Haziran 2008 Pazar

Kaktüs (Echinopsis oxygona) 4

Kaktüs (Echinopsis oxygona) 4

Akşam üzeri açmaya başlayan kaktüsümüz ilerleyen saatlerde iyice açıldı. Açıldıkça güzelliği daha çok ortaya çıktı. Çiçeğin çanak yapraklarının açılması ile göbeğinde olan organelleri iyice ortaya çıktı. Bize de seyretmek düştü.



Bugün yurdumuzun birçok yerinde gelecekleri için girecekleri OSS sınavında tüm gençlerimize başarılar temenni ediyoruz.
Allah'tan hem kendilerinin, hem ailelerinin hem de öğretimlerinde katkıda bulunanların emeklerinin boşa gitmemesini diliyoruz ...

14 Haziran 2008 Cumartesi

Kaktüs (Echinopsis oxygona) 3

Kaktüs (Echinopsis oxygona) 3

Birkaç saat içinde açmaya başlayan kaktüsümüz, yapraklarının daha da açılması ile güzelliğini ortaya koymaya başladı.
İşte o güzel görünümler:

13 Haziran 2008 Cuma

Kaktüs (Echinopsis oxygona) 2

Kaktüs (Echinopsis oxygona) 2

Bu arada internette yaptığım araştırmalarda o kadar çok tür ve çeşitte kaktüs bulduk ki... Hatta birçok ülkede bu konuda dernekler kurulmuş, amatör yetiştiriciler tarafından kaktüs seraları ve limonlukları kurulmuş, kendi aralarında bilgi paylaşımı ve yarışmalar dahi düzenlediklerini öğrendik.
Bu kaktüsü araraken laitnce adının Echinopsis oxygona olduğunu öğrendim. Ama aklıma takılan bir konuyu da sizlere açmak istiyorum:
Bir türkçe internet sayfasında bunun adının Kaynana Topuzu (yada yumruğu) olduğu yazıyordu. Şimdiye kadar nedense bazı kaktüslere bu isim takılıyor. Genelde kaktüsün sevgi, dayanıklılık, birlik gibi simgeleri ifade ettiği söylenmesi, bu tanımın iyi niyetli konulduğunu düşünmeme yönelmeme yol açıyor. Fakat gene de neden bazı kaktüs tür ve çeşitlerine bu isimler konuluyor diye düşünmeden de duramıyorum?...
Ne dersiniz ?...

12 Haziran 2008 Perşembe

Kaktüs (Echinopsis oxygona) 1

Kaktüs Echinopsis oxygona

Her ne kadar doğal ortamının Güney Amerika olduğu, genelde Paskalya zambağı kaktüsü (Eastern Lily cacti) diye bilinen bu kaktüsü bize yıllar önce evlendiğimiz zaman büyük ablamın kızı vermişti ve çok güzel çiçek açtığını söylemişti. O zamandan bu yana (geçen seneye kadar) hiç açmadı ama hatırası ve hediye olarak verildiği için elden çıkartmaya gönlümüz el vermemişti.
Yani anlayacağınız, 20 yıldır da hiç açmadı, gerçi bu zaman içinde sürekli taşınmalar, ev ve şehir değiştirmelere gene iyi dayandılar, ama geçen sene ilk defa açmıştı. Bu sefer biraz tecrübe kazandık, yaklaşık bir haftadır her evresini resimlemeye çalıştık.
İlk defa küçük bol tüylü bir uç verdi, o uç bir hafta kadar sonra tomurcuklaşmaya başladı. Oldukça yavaş geçen gelişimi son 3 – 4 gün içinde tomurcuk halinden uç verip uzamaya başladı. Ucuna doğru koyu kırmızı olan kısmı büyüdükçe hafif pembeye doğru renk değiştirmeye başladı. Gittikçe uzayan sap kısmının 20 cm.’yi buldu.
Bugün akşamüzerine doğru uç kısmı iyice irileşti ve açması kesinleşti. Fakat bir arkadaşımızın yeni açılan iş yerinin fotoğraflarını çekmek için bir saatliğine çıkmak zorunda kaldık. Dönüşümüz acele ve telaşlı oldu. Geldiğimizde açmaya başlamıştı. Elimde fotoğraf makinesi başladım tekrar çekmeye. Yaklaşık 6 – 7 saat kadar açık halde kalıyordu sonra gece yarısını geçince kapanmaya başlıyordu ve bir daha çiçeği açılmıyor. Sonra büzüşüp kuruyup kendiliğinden düşüyor.

Ama bu sene çiçeklenmeye başladığında her gün bir kaşık kadar verdiğimiz suyu da kestik. O zaman çiçekli hali bir gün devam etti.
Bu sene de nasip oldu, evlendiğimizden bu yana ikinci defa çiçek açmasını görebildik.
Nerdeyse 10 gündür tomurcuklanmasından açmaya başlamasına, açtıktan sonra sönüp kapanmasına kadar her aşamasını çekmeye başladım. Toplamda 700’e yakın fotoğraflarını, açılma aşamalarında da filmlerini çektim.
Bu çektiklerimizi müsaade ederseniz 5 gün boyunca ardı ardına sizlerle paylaşmak istiyoruz.
İşte çektiğimiz resimler, umarız beğenirsiniz….

10 Haziran 2008 Salı

Kırmızı taçlı kaktüs - Red Crown Cactus -

Kırmızı taçlı kaktüs - Red Crown Cactus -

Kırmızıdan turuncuya doğru değişim gösteren rengi ile yaklaşık 5 cm. ye kadar ulaşan ebadı ve bir iki gün süren açık hali ile ömrünü tamamlıyor.
Bulduğum kadarı ile bilimsel ismi Rebutia olan bir kaktüs ailesinden, tam adı Rebutia steinmannii ya da Rebutia-pseudodeminuta olabilir…. Tabi az bilgi ile yanılma payımın yüksekliği göz ardı edilmemeli…
Kendi içinde o kadar çok çeşidi var ki… Bizde ki ise bu renk çiçek açan türü.
İlk önce küçük bir yumru şeklinde başlayan çıkıntı, zaman içinde ucu sivri bir tomurcuğa dönüşüyor. Zaman içinde büyüyerek uç veriyor ve rengi koyu turuncu kırmızımsı oluyor. Güneşi ve sıcağı gördükçe açılmaya başlıyor. Tam açıldığında ise çiçek tabak gibi düzleşiyor iç organelleri ile seyre doyum olmayan bir görünüme sahip oluyor. Güneş azaldıkça ikindi ile akşamüzeri kapanmaya
başlıyor, uçları bir araya gelip büzüşüyor. 2 – 3 gün içinde iyice kuruyup kendiliğinden düşüyor ama sıradaki tomurcuklar bitinceye kadar açmaya devam ediyor.




(Not: Geçen sene gene bu zamanlarda açmış olan aynı kaktüslerimizin blogcu sayfalarında yayınlanmış olduğumuz görüntüleri için arzu edenlere: Kaktüs Çiçeği 2 )

8 Haziran 2008 Pazar

Kaktüsler çiçek açmaya başladı…

Kaktüsler çiçek açmaya başladı…

Havalar ısındıkça kaktüslerimiz de tomurcuklanmaya başlayıp çiçeklerini açmaya başladılar. İnternetten yaptığımız araştırmada tam olarak adını bulamasak ta benzeştiğini düşündüğümüz bir iki kaktüsün olabileceğini tahmin ederek, biri Pediocactus_bradyi diğeri ise Echinocereus_barthelowanus, diye yazalım. Ama hem Türkçe hem de Latince adını bilen bir arkadaş çıkarsa bize yazsın, hem öğrenmiş oluruz hem de paylaşırız.
Önce hafif koyu bir kırmızı turuncu arası renkle tomurcuklanıyor, uç vermeye başladığında sarımsı renge dönüyor.
Her iki kaktüsümüz de açmaya başladığında ise, dip çanak kısımları hafif yeşil, dış çeperi hafif turuncu, uçlarına doğru açık sarıdan beyaza yakın uçuk sarıya doğru renklenmeye başlıyor. Birkaç gün sonra kapanıyor, diğerleri açmaya başlıyor.

6 Haziran 2008 Cuma

Fırtına

Fırtına

Genelde sabahları erkenden kalkarım. Yıllardır çok istememe rağmen bir türlü az da olsa geç kalkmayı beceremedim gitti. Böyle erken kalktığım zamanlarda hava iyi ise balkondan değilse pencereden denizi seyrederim. O saatlerde gelen yük gemileri, ya avlanmaya çıkan ya da dönen balıkçı teknelerini seyrederim, bazı kendimi onların yerine koyar denizde geçirdikleri anları düşünmeye çalışırım.

Bazen imrenir bazen hayranlık duyar bazen de merhamet duygularım kabarır.
Geçen hafta Perşembe günü, gene sabahın erken saatlerinde denizi seyrederken yavaş yavaş üzerinin ve havanın değiştiğini gözlemledim. Fotoğraf makinesini ayarlayıp, 3 – 4 km. uzaktan, birkaç poz çektim.
Birden dalgaların şekli değişti, denizin üzeri çıkan rüzgârın şiddetinden beyazladı, (dalgaların boyu, ki sonradan metorlojiden de verilen bilgilere göre, 3 ila 5 metre arasında olmuş) gemiler kıyıya yanaştı, limana girenler oldu, ama denizin üzerinde yol almaya çalışan bir batıp çıkan yük gemisinin uzaktan kısa görünen mesafeyi almakta zorlanmasını seyrederken heyecanlanmadım desem olmaz…
Akşamüzeri işten geldiğimde, deniz sakinleşmiş, sanki sabah çoşan değilmiş gibi süt liman olmuştu.
İşte o gün çektiğim fotoğraflardan seçtiklerimden…



4 Haziran 2008 Çarşamba

İstanbul Turu - Galata Kulesi -

İstanbul Turu
- Galata Kulesi -

Müzeden çıktıktan sonra bir de Galata Kulesini ziyaret edelim dedik. Çoğunlukta kabul edince, turumuzu düzenleyen Mustafa bey, hadi bakalım dedi.
Havanın kapalı ve yağışlı olmasının yanında bayram günlerinin de tatil olması nedeni ile, sanırım, nispeten boş yollar ulaşım bakımından bize rahatlık sağladı, gitmek istediğimiz yerlere, tur şoförümüzün ve rehberimizin de bilgisi eklenince, kolaylıkla ulaşır olduk.
Otobüsümüzden inip dar ara yollardan yürüyerek, etrafı seyrederek, bol resim çekerek kule dibine vardık.
Giriş ücretlerimizi ödeyip asansörle hem balkon-teras hem de kafe-lokanta olarak kullanılan kısmına çıktık.
Galata kulesinden boğaz ve haliç o kadar güzeldi ki. Bir de havanın kapalı olması çekilen resimleri de güzelleştirdi. Etrafın birçok fotoğrafını çektik, tatlı birer anı olarak kalması dileği ile…

Bir yandan yağmur diğer yandan da soğuk hava balkon kısmında fazla kalmamıza izin vermedi. Tekrar asansörle aşağıya inip satış reyonu önünde hatıra ürünlere bakıp seçtik.



Arzu edenler için web sayfa adresi – Galata kulesinden etrafı seyredebilirsiniz - :
İstanbul - Galata kulesi

Edindiğimiz bilgiler:
Tarihi 1384 yılında Cenevizliler tarafından Galata surlarına ek olarak yapılmıştır.1402 yılında 4. Haçlı seferinde geniş çapta tahrip edilen Kule 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiştir. Osmanlı hükümdarı II. Murat ile yakın ilişkiler kuran Cenevizliler padişahın yardımıyla kulenin yanına ikinci bir kule inşa ettiler ve kuleye de II. Murat'ın adını verdiler.
Fetih`e kadar iki yüz yılı aşkın bir süre boyunca hemen hemen bağımsız bir Ceneviz sömürge kenti olan Galata’nın birkaç kez büyütülen kentsel savunma sistemindeki yirmi dört kuleden ayakta kalabilen tek ve en anıtsal olanı bu kuledir.
1350`de II.Murad‘ın destek ve yardımı ile yapımı tamamlanabilen, Bizanslıların Megalos Pyrgos (Büyük Burç), Cenevizlilerin Torre di Cristo (İsa Kulesi) olarak adlandırdıkları dev boyutlardaki (165 m çap, 68 m yükseklik) Kule Osmanlı döneminde birkaç kez biçim değiştirmiştir. Günümüzde ise 1830`larda aldığı biçimle korunulmaya çalışılmaktadır.
Fatih, bir yandan Galata`da kalan Cenevizliler`e görece bazı haklar tanırken, öte yandan da Galata`nın Türkleşmesine girişmiş; bu arada geleneklere uyarak, Kule’nin üst kısmının 1.5 m kadar yıktırmıştır. 16.yy ortalarında Kule, Türk yapımı, kentin diğer kuleleri gibi sivri konik külahlı bir Osmanlı kulesidir artık.
Kulenin özellikleri: Yerden, çatısının ucuna kadar olan yüksekliği 69.90 metredir. Yapılan statik hesaplamalara göre kulenin ağırlığı yaklaşık 10.000 tondur. Duvarlarının kalınlığı ise 3,75 metre, iç çapı 8.95 m,dış çapı da 16.45 m.dir Derinliğinde bulunan çukurların altındaki kanalda birçok kafatası ve kemik bulunmuştur. Orta boşluğun bodrumu zindan olarak kullanılmıştır. Kulenin kalın gövdesi işlenmemiş moloz taşındandır.


(NOT: Bu yazımız ile bu turumuzu tamamladık, inşallah bir başka turla gene İstanbul'a gitmek kısmet olur, temennisi ile...)

2 Haziran 2008 Pazartesi

İstanbul Turu - Rahmi M. Koç Müzesi - 2.nci bölüm

İstanbul Turu
- Rahmi M. Koç Müzesi -
2.nci bölüm

Bu müze içinde; Karayolu araçları, Raylı ulaşım araçları, Denizcilik taşıt ve araçları, Havacılık taşıt ve malzemeleri, Mühendislik ve iletişim ürünleri ile Bilimsel aletler sergilenmekte....
Ayrıca, Modeller ve Oyuncaklar, Dene-Öğren eğitici kolleksiyonlar da bulunmakta.
Bizimde ilgimizi çeken Geleneksel Dükkanlar örnekleri, arzu ettiğiniz hatıra olarak alabileceğiniz ürünlerin yer aldığı Müze Mağazası ile Tarihi Haliç kıyısında yer alan Halat Restaurant'ı da unutmadan ekleyelim.
Bütün müzelerde olduğu gibi, ne yazık ki, pazartesileri kapalı oluyorlarmış. Denizaltı gezisini ise belli saatlerde yapıldığı için gene ne yazık ki yapamadık !...



Arzu edenler için web sayfa adresi:
Rahmi M. Koç Müzesi

NOT: İleriki günlerde de Ankara'da da bulunan Koç müzesinin de yazı ve resimlerini ekleyeceğiz...