SEYYAH & SOFRAM...
12 Eylül 2010 Pazar
Sevgili Dr. Engin Karaşin … Hoşça kal Dostum…
NOT: Alt kısımda resimlerin üzerinde çıkan reklamı sağ üst tarafta bulunan ÇARPI işaretine basarak kapatabilirsiniz…
Hoşça kal Dostum…
Yıllar içinde tanıştığımız kişilerin küçük bir kısmı ile zamanla tanışma tanışıklığa, aşamalı olarak arkadaşlığa ve en önemli düzey olan dostluğa ulaşıyor. Bu dostluk ise yakınlık derecesine göre bir zaman geliyor gönül dostluğuna erişiyor.
Sevgili Dr. Engin ve ailesi de bizler için öyle oldu.
Bulunduğumuz ilçede yedek subaylık görevini ifa etmek için ayrıldığında ailesini emanet edip teslim edecek, ailesinin de bunu kabul edeceği kadar bir yakınlık oluştu.
Süreç içinde uzmanlık için ayrıldığında bizler de başka bir ile tayin olduğumuzda araya giren mesafeler bu dostluğu aksatmadı. Gün oldu telefonlaştık gün oldu bir vesile ile İstanbul’da denkleştik. Ama hayat kendi içinde bizleri kendi mecrasında sürüklerdi durdu.
Bundan birkaç yıl önce gene bir Türkiye turuna çıktığımızda o zamanki rotamız Marmara ve civar illeri idi. Adapazarı, Kocaeli, Bursa, Balıkesir derken Altınoluk’ta yazlıklarında sevgili eşi Mediha hanım, oğulları Alper, İstanbul hanımefendisi saygıdeğer annesi ve babası ile birlikte baldızı ile de kısa da olsa zaman geçirmiş, geçmişi anıp hasret gidermiştik.
Oradan ayrılıp Keşan’da görev yaptığı hastanede buluşmuş, ısrarı ile (iyi ki) bir yerlerde bir masa etrafında çok güzel anlar yaşamıştık.
Gene aynı yazlıkta birkaç sene sonra Ege turumuzu esnasında Altınoluk’a kadar çıkıp bir ev kiralamış güzel bir sabah kahvaltısında anılarımızda yer eden sohbetlerde bulunmuştuk.
Bugün ise gönül dostumuz, aile dostumuz, sevgili arkadaşım Dr. Engin Karaşin’in bir kalp krizi ile hayata veda etmiş olduğun öğrenmem içimi acıttı, yaktı….
Şu son bir ay içinde değer verdiğim sevdiğim artık sayısını tutmak istemediğim miktarda yakın gördüğümüz dostlarımızı kaybettik. Bu sefer öyle kötü oldum ki…
Benim de kalp rahatsızlığım dolayısıyla geç haber vermelerine rağmen bizim için yeni şiddetli bir haber oldu !...
Sonraki birkaç saat nasıl geçti bilmiyorum…
Sevgili Dr. Engin Karaşin, sen bizler için dost ötesi bir gönül arkadaşıydın, sevgi dolu, sır küpü, güzel sesi ile Türk Sanat Müziği icra ederken dinleyenlere verdiğin haz ile anılarımızda ettiğin yer daim olacak. Her anışımızda kulaklarını çınlatacağız…
Değerli ve sevgili ailesine, O’nu seven dostlarına sabır, metanet diliyor, kendisine Allah’tan Rahmet ihsan etmesini dua ediyoruz…
Kendine iyi bak demeyi çok isterdim!…
Hoşça kal Dostum…
14 Haziran 2010 Pazartesi
Merhabalar … Finike Tekne Turu - Deniz solucanı
En son Finike’de konakladığımız oteli ekledikten sonra, bilgisayarımızda meydana gelen bir arıza ile önce monitörümüzün ekran kartı yandı. Yeni monitör aldık bu sefer de hard diskler de sıkıntı oldu. Hadi onları çözdük bu sefer içindeki bilgileri kurtarmaya uğraştık.
Tabi bu arada bizde boş duramadık… Amasya ve etrafındaki bazı kaplıcaları dolaştık.
Çevremizde Kızılırmak deltasını ve Kuş Cenneti’ni, Ayvacık ve barajlarını, Asarcık ilçesini. Kavak ilçesindeki tarihi Kurt Köprüsünü, Tekkeköy Mağaraları ve Kabaceviz Şelalesi’ni, çevre köylerinin doğal ve tarihi yerlerini gezdik.
Fırsat bulduk Eskişehir’i de görme şansımız oldu.
Birkaç defa gerek sağlık kontrolü gerekse şahsi işlerimizden dolayı Ankara’ya gittik. Günübirlik Beypazarı’nı da ziyaret ettik.
Bu arada gene bir Antakya ve Halep gezimiz oldu.
Kısaca, bir yandan bilgisayarı adam etmeye çalışırken bir yandan da bol bol gezip bilgi ve görgümüzü arttırırken, fotoğraf arşivimizde iyice çoğaldı. Bakalım bunları nasıl paylaşacağız.
Bizleri arayıp, sağlığımızı merak edip soran, gerek telefonla gerekse mailleri ile selam ve sevgilerini bırakan tüm gönül dostlarına içten teşekkürlerimizi sunuyor, sizleri sizler kadar özlediğimizi, inşallah, tekrar ara vermeden birlikte olmaya çalışacağımızı bildirmek istiyoruz.
Sağlıkla, sağlıcakla ve sevgiyle kalınız… SeyyAh & Sofram
Finike Tekne Turu - Deniz solucanı
Bu vesile ile ara verdiğimiz yerden tekne turumuz esnasında karşılaştığımız Kırmızı Deniz Solucanı hakkındaki görüntüleri paylaşalım…
NOT:
Kırmızı Deniz Solucanı
RIFTIA PACHYPTILA
Riftia pachyptila, derin deniz diplerinde yaşayan bir solucandır ve en ilginç yanı sindirim sisteminin olmayışıdır. Ayrıca çok ilginç bir beslenme şekli vardır. Riftia'nın gövde boşluğunu dolduran dokunun, aslında kükürt kristallerine yapışmış hücre içi bakteri yığınları olduğu anlaşılmıştır. Bu bakterilerle solucan arasında çok iyi bir işbirliği vardır. Solucanın solungaçları ile aldığı sıvı, kükürt ve oksijence zengindir. Bu maddeler kan yoluyla gelerek solucanın vücudundaki bakterilerin organik bileşikler yapmasını sağlar. Solucan besin olarak bu organik maddeleri kullanır. Solucanın karbondioksit, azotlu maddeler vs. gibi metabolizma artıkları da tekrar bakterilerce alınarak besine çevrilir.
27 Kasım 2009 Cuma
Mübarek Kurban Bayramınız Kutlu Olsun..
Mübarek Kurban Bayramınızı kutlar;
Sevdiklerinizle sağlıklı, bereketli, sevinçlerin ve kederlerin
paylaşıldığı ve huzur dolu günler dileriz !
Allah herkesin gönlüne göre versin ...
28 Aralık 2008 Pazar
Yeniden MERHABA !…
Birçok arkadaşımızın bildiği gibi kalp rahatsızlığı olan ve kalp pili desteği ile yaşamını sürdürenlerden biriyim.
Yaklaşık 1,5 ay kadar önce hafta sonu gece yarısı ani bir kalp spazmı ile ortaya çıkan tablo hafta başında iş yerinde de tekrarlanıp, ondan sonraki günlerde de benzeri atakların takip etmesi ile sağlığım açısından oldukça sıkıntılı ve zor durumlar yaşadık. Zaman içinde çeşitli müdahaleler ve ilaç değişimi ve destekleri ile bugüne kadar geldik.
Şimdi önceki günlere göre çok daha iyi olmama rağmen uzun süreli hareketlerde çabuk yoruluyor ve sıkıntılı anlar yaşıyorum. Bu arada da durumuma üzülen eşimde ( Soframdan) ani tansiyon yükselmesi ile rahatsızlanınca durum katmerlendi !... Bu nedenle her ikimizde sayfalarımıza uğrayamaz ve güncelleyemez olduk. Neyse ki hanım benden önce nispeten sağlığına kavuştu.
İnşallah kısa zamanda sağlığımın daha da iyiye gitmesi ile çok özlediğimiz blog sayfaları dostları arasına dönüp paylaşımlarımıza devam etmeye çalışacağız.
Bu arada çeşitli şekillerde bizlere ulaşan dostların gösterdiği yakınlık ve geçmiş olsun dileklerine içten ailecek çok teşekkür ediyor ve hepinize sağlık içinde nice yıllar diliyoruz.
Bu vesile ile şimdiden tüm gönül dostlarımızın yeni yılını kutluyor, Allah’tan hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Hastalarımıza şifa, yakınlarına sabırlar niyaz ediyoruz. Hepimize, Ülkemiz’e, tüm Dünya’ya daha güzel günler ve yaşam getirmesini temenni ediyoruz.
7 Aralık 2008 Pazar
Kurban Bayramınız Kutlu Olsun...
Evinizin neşeli, sağlığınız yerinde, sevdiklerinizin yanınızda olduğu mutlu bayramlar geçirmeniz dileği ile...
Bayramız kutlu olsun…
Seyyah & Soframdan
25 Kasım 2008 Salı
SAMSUN EKOLOJİK MARKET
Samsun’da açılmış olan ekolojik ürünler pazarında sadece yerel üreticilerin ürünlerinin yanında diğer şehir ve bölgelerimizden de gelen ürünlerde eşlik ediyorlar. Bu ürünleri kalıcı olarak tüketicilere ulaştırmak için gene Samsun’da Gazi Park içinde bir Ekolojik Market açılışı da resmi olarak Cumartesi günü yapıldı.
İçinde sadece yerel değil diğer bölgelerden gelen ekolojik ürünlerde sergilenip satışa sunuluyor. İçerideki ürün çeşidi ve sayısı mevcudu epeyi fazla, fiyatları da bize göre oldukça uygundu.
Birde sadece cumartesi günleri ekolojik pazarı beklemeden haftanın her günü bu ürünlere ulaşmakta mümkün olacak. Ayrıca parkın içinde olması da ayrı bir güzellik tabii. Her mevsim ayrı bir görünüme sahip olan parkı da ziyaret etmiş olursunuz.
**
Ekolojik ürün Nedir?
Ekolojik (organik) ürün, insan ihtiyaçlarını karşılamak için, doğaya ve insana zarar vermeden üretilerek sertifikalandırılan tarımsal ürün ile bunlardan elde edilen katma değerli üründür.
Ekolojik tarım nedir?
Ekolojik tarım aynı zamanda sürdürülebilir bir üretimdir. Üretimde biyolojik çeşitliliği, biyolojik dönemleri ve biyolojik faaliyetleri destekleyen ve değerini artıran bir yöntemdir.
Ekolojik tarımın temeli, tarım dışı verilerin minimum kullanımını ve ekolojik düzeni onaran, koruyan ve destekleyen bir sistemdir. Ekolojik tarım yöntemi, sentetik kimyasal ilaçlama ve gübre kullanımı yerine sağlıklı, verimli ve bereketli ürün oluşumunu geliştirir. Bu şekilde, toprak, biyolojik olarak dengelenmiş birçok çeşit yararlı böcek ve diğer organizmalar ile canlılığını korumaya devam eder. Bu durumda ciddi zararla ya da hastalık problemleriyle karşı karşıya kalınırsa doğal kaynakların ve biokontrol maddelerinin kullanılması uygundur.
Ekolojik tarım, insan sağlığının, yediğimiz gıda ve kullandığımız toprağın sağlıklı olmasıyla bağlantılı olduğu gerçeğinden hareket eder.
Daha fazla bilgi için:
Ekolojik tarım Gen teknolojisine karşı
29 Ekim 2008 Çarşamba
Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun ...

Cumhuriyet Bayramımız, bu ülkeye ait olduğunu düşünen; bu ülke için bir çivi çakan ve bu ülke için canını feda edebilecek herkese kutlu olsun !!!
28 Ekim 2008 Salı
Blogger erişime açıldı

Blogger erişime açıldı
hakkımız olanı aldık:-)))yayına devam
(Alıntı)
Geçtiğimiz cuma günü erişime kapatılan Blogger'ın yasağı bugün öğle saatlerinde kaldırıldı. Siteye erişim yeniden engellenebilir.
Blogger.com'un 4 günlük yasaklanma macerası nihayet sona erdi. Artık herkes blog'una giriş yapabilir. Chip.com.tr'nin Google Türkiye'den aldığı bilgiye göre, geçtiğimiz Cuma günü Türkiye'den erişime kapatılan www.blogger.com, 4 günlük yasaklama macerasından sonra tekrar özgürlüğüne kavuştu. Bilindiği gibi popüler blog sitesi Blogger, Lig TV'den yapılan şikayet üzerine erişime kapatılmıştı.
Kararın kaldırılma nedeni ise şimdilik "delillerin yetersiz olması ve yeni delillerin toplanma isteği" olarak açıklandı. Eğer bir gelişme olmazsa, bir süre sonra aynı yasağın tekrar gündeme gelmesi de beklenebilir...
Birçok yasaklı site arasına Blogger'ın da eklenmesi, belki de bugüne kadar gösterilen en büyük tepkiyi de beraberinde getirmişti.
(Chip.com.tr)
26 Ekim 2008 Pazar
Biz halk olarak ''BECERİRİZ''...

Millet olarak birşeyin cılkını çıkarmakta üstümüze yoktur herhalde. Girdiğimiz her işin içine eder bırakırız. Birileri işe yarar, insanlığa faydalı birşeyler yaptı mı hemen kolpasını, sahtesini, artık orjinaline dair olmayan ne varsa onu çıkarırız. Biri hakkımızda gerçekte olsa olumsuz bir fikir beyanında bulundu mu hemen karşı cephe açar, savaş açarız. Biz böyle bir milletiz işte, bizden iyisini hazmedemiyoruz. Bize yapılan eleştirileri de hazmedemiyoruz. Hatta bu hazmedememenin neticesinde çoğu zaman kurunun yanında yaşı da yakarız ve bize göre yaptığımız herşeye değmiş ve sorun kökten halledilmiştir. Halbuki kendi kendimizi kandırdığımızın biz de farkındayızdır.
Son zamanlarda bu bahsettiğim şeylerin en bariz örneğinin internet dünyasında sık sık görmeye başladık. İlk olarak youtube‘un bir kaç densizin yüklediği videolar yüzünden tüm Türkiye’de yasaklanması ile başladı bu silsile. Aslında bu olay o tarihten sonra olacaklarında habercisiydi ancak ben gibi çoğumuz bunun farkında değildik. Youtube’un ardından Google groups, Wordpress ve daha hatırlamadığım bir çok dünya çapında yaygın olarak kullanılan hizmetler Türk kullanıcılarının hizmet erişimine Türk mahkemeleri tarafından kapatıldı. Kimler geldi kimler geçti bu yasak çemberinden diye düşündüğümüzde aslında olayın ciddiyetini daha iyi kavramış olacağız. Bir kişinin isteği üzerine milyonlarca insan bir hizmetten mahrum bırakılıyor. En son yasak kurbanı ise ne yazık ki milyonlarca blog yazarının bulunduğu Blogger oldu. Artık her sabah kalkıp düzenli olarak girdiğimiz bir sitede veya hizmette, bir sabah kalkıp da o beyaz fonda kabus gibi duran kırmızı fonlu yazıları görme korkularıyla başbaşayız saolsunlar. Gerçek dünya da bizleri rahat bırakmadıkları gibi sanal dünyada artık özgür değiliz. Özgürlüğümüzü öyle ya da böyle bir yolunu bulup kısıtlamak adamların hobisi haline geldi.
Yasaklara karşı silahımız ilk başlarda dns ve ağ ayarlarında bir kaç ufak değişiklikti ancak belli bir süre sonra o da işe yaramadı ve imdadımıza ninja gibi proxy siteleri yetişti. Başta ktunnel, vtunnel ve ntunnel vardı ancak artık a’dan-z’ye kadar herhangi bir harfi tunnel başına koyun girin bu hale geldi:)….olsun amaç hizmet olduktan sonra çoğalmaları internet kullanıcıları açısından daha iyi. Velhasılı kelam istedikleri kadar yasak koysunlar, demokrasilerde çare tükense bile internette çare tükenmez bunu da iyi bilsinler….
alıntı:
BECERİRİZ
24 Ekim 2008 Cuma
NİHAYET BU DA OLDU....

NİHAYET BU DA OLDU....
KİM NE YAPTI İSE....
YAPILANLARIN KARŞILIĞINDA BLOGGER'E DE TÜRKİYE'DEN ERİŞİM MAHKEME KARARI İLE ENGELLENMİŞ....
BİZLERİN YILLARIN BİRİKİMLERİMİZE DE ERİŞİMİMİZ ENGELLENMİŞ OLUYOR....
YILARDIR KENDİ ARASINDA ÇIKARSIZ PAYLAŞIMLARI İLE BİRBİRİNE ULAŞMIŞ,
SAYILARINI BİZLERİN DAHİ BİLEMEYECEĞİ KADAR KİŞİYİ DE MAĞDUR ETMİŞ OLDULAR....
YAZILACAK SÖYLENECEK ÇOK ŞEY VAR DA....
İŞTE....
SÖZ'ÜN BİTTİĞİ YERDE SESSİZLİK BAŞLIYOR....
AMA...
''KABULLENME' OLARAK ''KABULLENİLMEMELİ''....
TEKRAR GÖRÜŞÜNCEYE KADAR...
BAKALIM...
NE ZAMAN'mış...
16 Ekim 2008 Perşembe
Samsun Uçurtma şenliği
Bu sene yapmış olduğumuz Ege bölgesi gezi notlarımıza birkaç gün ara verip hafta sonu yaptığımız kısa gezi notlarımızı paylaşalım.
Çocukluğumuzun anılarının sarı sayfaları arasında çeşitli oyunlarımız yer alır. Bunlardan biri de uçurtma uçurmak…
Önce buna uygun çıtaları hazırlar, yapacağımız şekle göre boylarını ayarlar, en yükseğe çıkartan olmak için bulabildiğimiz ipleri birbirine ekleyip kocaman yumak yapardık. O zamanlar en kolay bulabildiğimiz gazete kağıdı idi. Öyle renkli frapan kaplama kağıtları ya da naylon örtüler bulmak o kadar zordu ki…
Bulupta yapabilenlerin yeri ve havası ayrı olurdu. Yapabilenler diğerlerine yardım eder ekipi hazırlardık çünkü tek uçurtmanın havada zevki olmazdı.
Uçurtmalar hazırlanınca doğru açık bir alan bulurduk ki o zamanlar her taraf uygundu şimdiki gibi apartmanlarla beton yığınları ile doldurulmamıştı.
Bu hafta sonu da Samsun’da Gazi Belediyesi tarafından bu yıl 2.'si düzenlenen 'Uçurtma Şenliği'nde gökyüzü şenlendi.
12 Ekim 2008 Pazar günü Sahil Yolu Sevgi Kafe arkasında gerçekleştirilen, gün boyu süren etkinlikte en yükseğe uçan, en renkli uçurtma, en büyük, en küçük uçurtma ve en yaşlı dallarında dereceye girenlere çeşitli hediyeler verilmesi planlanarak güzel bir hafta sonu yaşanmasına vesile olundu.
Gün boyu zevkli dakikalar yaşayan vatandaşlar, bazen rüzgarın olmaması sebebiyle uçurtmaları uçurmakta zorluk çekse de bazen de fazlalaşan rüzgar nedeni ile de zorlandılar.
24 Temmuz 2008 Perşembe
Samsun Tarım Fuarı - 2.inci Bölüm
2.inci Bölüm
Gene bu fuar içinde kültürel bilgi katkısı olan standlarda vardı. Biri de Buğday Derneği’nin yeriydi. Oradaki bayanlarla sohbetimiz farklı oldu tabi. Doğal yaşamın iyileştirilmesi ve verilen zararın en aza hatta hiç zarar verilmemesi için gayret eden bu derneğimizi de sizlere hatırlatalım istedik.
Tokat Erbaa ve Niksar’dan katılan üreticiler salça ve sarma yaprak ürünlerini sergiliyorlardı.
Gene doğal katkılar ve teknik çalışmalar ile ülke şartlarına uygun geliştirilen tohum ve fidelerden elde edilen ürünler albenileri ile sergileniyordu.
Bizim ilgimizi çeken ise nektarin, şeftali, erik ve kiraz fideleri saksılar içinde gezenlerin ilgisine sunulmuştu.
Diğer ilgi çekici bir görüntü ise, küçük bir fil görünümünde olan ağaçtı. Daha önce Gürcistan’da dünyanın sayılı botanik parkları arasında olan büyük botanik parkında dolaşırken görmüştüm. O zaman bunu yapan sanatçının evine, atölyesine kadar gitmiş diğer ürettiği değişik görünümlerdeki eserlerini seyretmiştik.
Bu ziyaret esnasında fuara gelmiş olan Japon ziyaretçiler renk kattılar. Onlar bize biz onlara baktık. Dünyanın birçok yerini dolaşarak doğal ürünler peşinde olmaları ve bu ülkeye gelmeleri düşünülmesi gereken bir nokta olmalı…
23 Temmuz 2008 Çarşamba
Samsun Tarım Fuarı - 1.inci Bölüm
Samsun Tarım Fuarı
1.inci Bölüm
Samsun’da şehrin giriş ve çıkış taraflarında denizin doldurulması ile elde edilmiş olan alanlar var. Bu alanlara Doğu ve Batı park diye isim verilerek, çeşitli sosyal binalar ile etkinlikler yapılıyor.
Denizin doldurulması ile elde edilen alanlar ilk başta hoşa gitse de, işe yarıyor denilse de yararı yanında olumsuz etkileri de hep tartışılır, hala da tartışılıyor.
Bunu bir başka yazıya bırakarak, bu sene de Batı Park kısmında açılan Samsun Tarım Fuarı hakkında yazı, gezi notları ve resimlerini sizlerle paylaşalım.
Her geçen gün artarak çoğalan bilgilenme ve bilinçlenme ile kişiler birçok konuda ve tükettikleri ürünlerde sağlıklı tüketim malzeme ve maddelerine yönelmiş durumdalar.
Bu gibi mesleki ve özelliği olan fuarlarda üretim ve tüketim aşamalarında birçok insanın daha da bilinçlenmesine yardımcı oluyor. Hele de bu gibi fuarlarda ürettikleri ürünler hakkında bilgi paylaşımında yardımcı olan işinin bilincinde ve bilgisine sahip kişilerde olunca gezmenin yanında bol bilgilenme de oluyor.
Bu fuarda da doğal üretim aşamalarında kullanılan her tip gübre, besleyici katkılar, kullanılan ve kullanılması gereken teknik malzemeler, çeşitli verimli tohum ve fideler, ekolojik üretim ürünleri sergilenmişti.
Bunun yanında kamuya ait bazı kuruluşlarda vardı ki bunların yıllar boyu ülkenin tarımsal üretimlerinde yadsınamayacak katkıları olmuştur.
Bafra ilçesinde yeni kurulmuş olan salça fabrikası (ki sahibinin bizi davet etmesine rağmen bir türlü gidip gezip görüntüleme fırsatımız olmadı !...) ile gene ayçiçeği yağı fabrikaları yerel girişimciliğin güzel bir örneğini sergiliyorlardı.
Günümüzde yaygın olarak görülmeye başlana kene örnekleri de bir kavanoz içinde sergileniyor, bilmeyen ve görmemiş olanlara gösteriliyordu.
Gene kamu kuruluşu olan Karaköy (Bafra yolunda) ile Gelemen TİGEM (Çarşamba yolunda) işletmeleri Samsun’a yıllar boyu epeyi katkıda bulunmuş işletmelerdi. Biz her ikisinden yol üzerinde uğrar ürünlerinden alırdık. Özellikle Gelemen TİGEM işletmesinin açmış olduğu vakıf satış yerinden epeyi yararlanmış, zaman zaman hafta sonları gider, hem alışveriş yapar hem de gözlemelerinden yer ve ayranından içerdik.
Bu fuarı gezerken de işletme müdür yardımcısı sayın Gürsel Gökkaya ve çalışan elemanlarından bir grubu orada gördük, geçmiş yad ettik, sohbet ettik, ayranından içtik.
22 Temmuz 2008 Salı
Yazlık Bahçe 2.inci Bölüm
Dün hava çok sıcak olmasından dolayı yazlığa denize gidelim istedik. Yazlık biraz şehrin dışında olduğundan, her zaman gidemiyoruz. Bu seferde yol üzerindeki arkadaşlara da uğradık. Sabah keyfini sohbetlerimizi yaparak, özlem gidererek, anıları paylaşarak giderdik…
Oradan da doğru yazlığa bahçeye… Deniz oldukça güzeldi, sıcaklığın etkisi ile de doluydu.
Bizimkiler balığı çok severler, bu seferde kayınpeder nerden bulduysa çupra bulmuş. Hemen kayınvalide ile hanım mutfakta balığı pişirdiler bizlere de hakkından gelmek kaldı…
Bahçeye gelince;
Bir arkadaşımızdan bulduğum dikensiz böğürtlen köklenmiş, yerini sevmiş ve meyvelenmeye başlamıştı. Yan kısmına ekilmiş olan kırmızı dut eksik kalır mı o da bir adam boyu olmuş ve de meyve vermeye başlamış… Tadına baktık ki, çok nefisti…
Kabaklarımız ise epeyi büyümüş koskocaman olmuştu. Hemen birkaç tanesi kesildi, önümüzdeki günlerde de soframızı şenlendireceği kesin..
Salatalar ise büyümeye başlamış, uçlarındaki çiçekleri ile albeni ye diye dallarında asılı duruyorlardı…
Domatesler büyümeye başlamış ama kızarmaları için zamana ihtiyaçları var. Büyük ihtimalle önümüzdeki haftaya kızarmış olanlarını yemeye başlarız.
Çarliston biberler, dolmalık biberler, sofralık ince kıl biberler büyümüştü, hemen bir tabak toplayıp ekmek peynir yanında götürdük.
Diğer tarafta taze yeşil fasulyeler ise sıra sıra olmuşlardı. Geç şeftalilerde büyümeye ve etlenmeye başlamışlar. Mısırlar ise adam boyuna ulaşıp püsküllerini dışarılara kadar çıkartmış içlerini doldurmaya başlamışlar…
Çiçeklenmeden sonra yeşil zeytinlerde yavaş yavaş dalları doldurmaya başlamışlar.
Ekşi elmaları da unutmayalım, zira yenmeye başlandığında kıtır kıtır kekrem tadı insanın damağında kendine yer ediyor…
Erik ağacı ilk eriklerini verdiğinde yeşil can erik olarak yiyoruz, zaman içinde yumuşamaya başlıyor, dallar artık çekmemeye başladığında toplanıp ondan da erik şerbeti yapılıyor, yaz sıcağında soğuk içildiğinde çok makbule geçiyor. Toplanılmayanları dalında kalanları ise, resimdeki gibi kuşlar didikliyorlar…
Bahçe sulanmaya başladığında ise günün sıcaklığından minik serçeler gelmeye ve suda yıkanmaya baladılar, onları ürkütmeden çekebildiğim birkaç resmi de ekledik…
Ve benim çok sevdiğim bir tat….
Yeni yeni olmaya başlayan KORUK’lar.. Yani olmamış üzümler… Ben koruk suyunu çok severim, salatalarda nar ekşisi ile birlikte çorbalarda, hele de bamya yemeğinde…
O nedenle bu zamanlarda toplayıp suyunu sıkıp kaynatıp buzluklarda dondurup küpler halinde buzdolabı torbalarına doldurup dondurucuya koyup lazım olduğunda kullanırız…
Bütün bu bahçe, kayınpeder ile kayınvalidenin el emeği ve alın teri ile uğraşıp, doğal şartlarda hormonsuz, kimyasal gübre kullanmadan elde ettikleri ürünlerle dolu…
İşte o resimler…
21 Temmuz 2008 Pazartesi
Yazlık Bahçe 1.inci Bölüm
Bu sene ocak ayının sonuna doğru bahçeyi elden geçiren kayınpeder ile kayınvalide, yer yer ocaklar yaparak domates, biber ve çeşitlerini, nane, maydanoz, tere, roka, ısırgan, kabakları ekmişlerdi.
Asmanın bakımı yapılmıştı ki kayınpeder kimseye bırakmaz maşallah. Asma üzümleri iki çeşit hem beyaz hem de kırmızı üzüm veriyor.
Bir ay kadar sonra ise bahçe kendini toplamaya başlamıştı. Kabaklar çiçeklenmeye başlamış, ufaktan da büyümeye başlamışlardı. İşte tam bu zamanda da kabak çiçeği dolması yapma zamanı…
Asmalarda küçük küçük danelenmeye başlamışlardı.
Erken cins şeftali ise bayağı ele gelecek kadar olmuştu.
Yazlık bahçenin erken halinden görünümleri şimdi, bir sonrakinde ise şimdiki halini ise gelecek yazıda paylaşalım…
6 Temmuz 2008 Pazar
Gönül Köprüsü Samsun'da...
‘’81 ilden 100 bin öğrenci
"Gönül Köprüsü" projesinde 81 ilden seçilen 100 bin öğrencinin farklı illeri ziyaret ederek Türkiye'yi daha iyi tanımaları ve hayatlarında ilk kez yaşayacakları deneyimlerle ömür boyu sürecek dostluklar oluşturması hedefleniyor. İlköğretimde 7. ve 8. sınıflarda, ortaöğretimde 9. ve 10. sınıflarda okuyan öğrenciler beşer günlük seyahatlerle gittikleri illerde kültürel etkinliklere katılacak, yeni arkadaşlıklar kuracaklar. Gezilerde her otobüste ilgili ilin İl Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından atanan bir okul müdürü ve iki öğretmen öğrencilere eşlik edecek. Seyahatlerin 3 günü İl Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından, 2 günü ise her öğrenciden sorumlu mihmandar aile tarafından planlanacak. Öğrencilerin gittikleri ildeki öğrenci yurdunda konaklayacakları seyahatler, Ağustos ayı başında sona erecek. ‘’ (Gazetelerden alıntıdır…)
Bizim de misafirlerimiz Erzurum’dandı. Kızımız Sebla’yı Perşembe günü okullarının (Samsun 19 Mayıs Lisesi) müdür muavinlerinden Mustafa Bey arayarak günlerdir beklediği müjdeli haberi vermiş, Cuma günü sabah okulda olmasını istemişti. Sabaha kızımız gidip kendisine verilen arkadaşını alıp gelecek ona göre bizde şehirde gezdirecektik. Tabii ben de onlar gelene kadar sabah için bir şeyler hazırlayıp beklemeye başladık. Ama okulda tüm öğrenciler buluştuğunda program değişmiş ve eve gelmeden grup olarak gezmek istemişler, tabii kızım da buna uymak zorunda kalmış. Aslında öğrenci kabulü için başvuran öğrenci sayısı az olduğu için her öğrenciye üç dört civarında öğrenci düşünce rahatsız etmek istememişler. Ayrıca bazı ailelerin önceden başvurduğu halde daha sonra vazgeçmeleri ve misafir öğrencilerimizin açıkta kalarak üzülmelerinden dolayı da bizler de epeyi üzüldük.
Ama biz ve bizim gibi bazı aileler öğrenci sayısının hiç önemli olmadığını belirterek ertesi gün bize gelmelerini istedik. Bu Cumartesi sabahı bize geldiler, kahvaltımızı yaptık, tabii yine ben onlar için de ünlü yumurtalarımdan birini yaptım.
Kahvaltıdan sonra sohbetlerimize devam ettik, daha çok kaynaştık birbirimizle, zaman kısıtlı olduğu için biraz da dışarı çıkıp gezelim istedik. Aslında onlar bizlerle tanışmadan önce üç gün boyunca yapılan program çerçevesinde şehir ve çevre ilçelerinde gidilip görülecek birçok yeri görmüşler… Bize de pek gezdirilecek yer kalmamıştı. Bu nedenle biz de onları biraz annemlerin yazlığına götürdük, sahilde deniz kenarında dolaştılar, tabii içlerinde ilk defa denizi görenler ve bulundukları yerden ilk defa dışarı çıkanlar da vardı… Onlar bize Erzurum hakkında bilgi verdiler, merak ettiğimiz şeyleri sorduk, bizler de Samsun’u tanıtmaya çalıştık. Vakit kısıtlı olduğu için bir alışveriş merkezine gidip biraz alışveriş yaptık, yemek yedik ve okul bahçesine götürdük onları, ayrılık vakti gelmişti.
Orada da diğer arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle tanıştık, son bir hatıra fotoğrafı çekindik.
Belki süre kısıtlıydı ama aramızda bir gönül bağı oluşmuştu, hatta ayrılma vaktine doğru dört kızımız da bizlere cici anne ve cici baba diye hitap etmeye başladılar… Tabii çok mutlu olduk…
Farklı kültürlerden çocuklarımızın bu kadar kısa sürede birbirleriyle kaynaşmalarından mutluluk duyduk… Bizler de sizleri çok sevdik güzel kızlarımız Serpil, Sümeyye, Elif ve Derya...
Bu organizasyonu gerçekleştirenlere, emeği geçen herkese ve izin veren ailelere gönül dolusu teşekkürler…
İnşallah kısmet olursa bizler de en kısa zamanda Erzurum’a, sizlere misafirliğe geleceğiz…
Bu güzel günümüzü de bizler sizlerle de paylaşmak istedik… Bu gibi sosyal destek ve paylaşım programlarına katılımınızı öneriyoruz.
Sevgilerimizle…
3 Temmuz 2008 Perşembe
Zahter (Kekik) Salatası
Bu seferki Ankara ziyaretimizde, bize hep yardımcı olan meslektaşımızın kızkardeşi Tülin hanım, bizim özellikle eşimin tariflerini oldukça beğeniyor. Hele yöresel tadlarla yapılan değişik tariflere ayrı bir ilgisi var. Anakara kitap fuarında bulunan yöresel sergilerden Antakya ürünleri satan kişide taze zahter yani taze kekik olduğunu da söylemiştik. Dayanamayıp gidip almış… Dönmeden önce muhakkak bana yapın dedi. Bizde ertesi gün sabah kahvaltısına sözleştik.
Sabah gittiğimizde birde baktık ki nar ekşisi de almış.
Hanımlar beni mutfağa atıp çaylarını alıp salona geçtiler, bana da yapmak kaldı.
Neyse ki beğendiler, ben de mahcup olmaktan kurtuldum….
(Not: Eğer tarif isterseniz Zahter (Kekik) Salatası‘na tıklayıp bakabilirsiniz…)
6 Haziran 2008 Cuma
Fırtına
Genelde sabahları erkenden kalkarım. Yıllardır çok istememe rağmen bir türlü az da olsa geç kalkmayı beceremedim gitti. Böyle erken kalktığım zamanlarda hava iyi ise balkondan değilse pencereden denizi seyrederim. O saatlerde gelen yük gemileri, ya avlanmaya çıkan ya da dönen balıkçı teknelerini seyrederim, bazı kendimi onların yerine koyar denizde geçirdikleri anları düşünmeye çalışırım.
Bazen imrenir bazen hayranlık duyar bazen de merhamet duygularım kabarır.
Geçen hafta Perşembe günü, gene sabahın erken saatlerinde denizi seyrederken yavaş yavaş üzerinin ve havanın değiştiğini gözlemledim. Fotoğraf makinesini ayarlayıp, 3 – 4 km. uzaktan, birkaç poz çektim.
Birden dalgaların şekli değişti, denizin üzeri çıkan rüzgârın şiddetinden beyazladı, (dalgaların boyu, ki sonradan metorlojiden de verilen bilgilere göre, 3 ila 5 metre arasında olmuş) gemiler kıyıya yanaştı, limana girenler oldu, ama denizin üzerinde yol almaya çalışan bir batıp çıkan yük gemisinin uzaktan kısa görünen mesafeyi almakta zorlanmasını seyrederken heyecanlanmadım desem olmaz…
Akşamüzeri işten geldiğimde, deniz sakinleşmiş, sanki sabah çoşan değilmiş gibi süt liman olmuştu.
İşte o gün çektiğim fotoğraflardan seçtiklerimden…
4 Ocak 2008 Cuma
Şu Çılgın Türkler
Birçoğumuzun bildiği gibi, Sayın Turgut Özakman’ın eseri olan ‘’Şu Çılgın Türkler’’ kitabından, izni ile alıntılanmış olan tiyatroya uyarlanmış olan gösteri için Sevgili aile dostumuz Behçet Bey’den davet aldık.
Ben genelde hafta arası gece program yapmam, zira zaten hastaneden oldukça yorgun geldiğim için, ertesi güne dinlenmiş başlamak isterim. Ama davet büyük yerden (!) gelince bir de severek okuduğumuz bir eserin gösterisi olunca, üstüne üstlük birçok kişinin amatörce alın teri ve emeği ile sahnelenmiş olması da eklenince, kuralı bozdum.
İyi ki de bozmuşum, güzel ve değerli bir gösteriyi izleme fırsatımız ve şansımız oldu.
Bu eserin gösterime girmesi, Samsun Sanat Tiyatrosu tarafından, sayın Yaşar Gündem’in bir yakın arkadaşı ile (Syn. İhsan Bengier ile) Sayın Özakman’dan müsaade alması ile başlıyor. 35 kişilik kadro, Deniz Güngörmüş (Neco düğün salonları sahibi), Gazi Belediyesi Başkanı ve kültür müdürü, Samsun Büyük şehir Belediyesi başkanı, tüm okullar ve isimsiz birçok insanın katkısı ile sergileniyor…
Bizler çok şükür kitapta yazılan birçok yeri görme şansına ulaştık. En son Ankara Polatlı’da Zafer tepe’yi de gördük. Hem de güzel bir 30 Ağustos günü… Ama ne yazık ki sadece bizim ailemiz vardı. Oradaki görevli ile uzun uzun sohbetimiz oldu. Kızlarımızın yönelttikleri soruları, bildiklerini anlatması da hoşuna gidince çok zevkli anlar yaşadık. Kurtuluş Savaşımızın nerelere kadar dayandığını görmek, hangi şartlar altında nasıl mücadele verildiğini görmek, o anları yaşamaya çalışmak ve o kahraman şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anma fırsatımız oldu. O gün dolaşabildiğimiz kadar çok yeri dolaştık, okumuş olduğumuz kitaplardan edindiğimiz bilgileri yerinde görmüş olduk.
Bütün bunların aktarılabilenlerini seyretmek ayrı zevk oldu. Hatıralar canlandı, bilgiler tazelendi.
Öncelikle okumadı iseniz ‘’Şu Çılgın Türkler’’i okumanızı, gitmedi iseniz Kurtuluş Savaşı’nın geçtiği yerlere gidebilmenizi, oralardaki havayı koklamanızı ve türlü zorluk ve aksaklıklara rağmen verilen ölümüne mücadelenin amacını anlama ve kavrama üzerine bir kere daha düşünmenizi… rica edebilir miyim?....
Verilen kitapçıktan bir cümle ile bitireyim:
‘’Cumhuriyetimiz bu mücadelelerin ürünü… O dönem bilinmeden bugünü okuyamayız… yarını göremeyiz…’’
1 Ocak 2008 Salı
Bir Yeni yıl daha....
Yaşamımızdan bir yılı daha geri dönülemeyecek zamana gönderiyoruz, dipsiz sonsuzluğun koskocaman yüklüğüne yolculuyoruz. Zaman denen sürecin gidişatına dur diyebilmek, durdurabilmek hayalen dahi olsa başarabileceğimiz bir durum değil…
Ama zamanı yaşamak elimizde. Zaten geçmiş geri gelmiyor, gelecek belirsiz, sadece o an var, ne o anın geçmişi, ne de o anın geleceği…. sadece o an…
Yaşanmış ve yaşanacak zaman denen kavram, hem insanlar, hem de toplumlar için hızla akıp gidiyor, geç kalınmışlığın üzüntüleri, arzu edipte yapılamayanlar veya davranış, söz hareket olarak ta yapılıp, sonra duyulan pişmanlıklar fayda etmiyor.
İnancımız ne olursa olsun, hayatın insanlığa, insan uğruna ve insanlık uğruna harcanmayan kısımları yaşanmamış kısımlarıdır. Her yeni yılda herkes bir umudun sevincini sıcaklığını yaşamayı arzu eder, bu nedenle eski yılın kötülükleri alıp götüreceğine ve yeni yılın iyilikleri getireceğine inanmak ister. Bu istekle yaşama hayata biraz daha fazla yaklaşır tutunmaya gayret edilir. Yaşananların bir daha yaşanmaması onu yerine güzelliklerin yer alması arzu edilir.
İşte her yeni bir zamanın döngüsünde; ister yılbaşı, ister bir yıl dönümü, ister bir yeni başlangıç, hep daha yeni bir arzu ve istekle başlanır.
2008 yılında yine hep beraber olalım. Mutlu olun, sağlıklı olun, sevdiklerinizle olun…
Ve Yılbaşı... Yaşandı ve bitti…
Artık ne anlamı var?
Ve bana internetten gelen ve beğendiğim bir yazı ile bitireyim:
‘’ Merhaba yeni yıl
Senin de söyleyeceklerin vardır göreceğiz bakalım
Neler koyacaksın soframıza göreceğiz
Ve ne koyacaksan belli ki onu yiyeceğiz
Hoş geldin… ‘’






